<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ayşeg&uuml;l Ark</title>
	<atom:link href="https://www.aysegulark.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.aysegulark.com/</link>
	<description>Kişisel Web Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 02 Sep 2024 21:33:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.2</generator>
	<item>
		<title>Etkili İletişim Stratejileri</title>
		<link>https://www.aysegulark.com/yazilarim/etkili-iletisim-stratejileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[aysegul]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Oct 2022 18:51:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anne Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetici]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[ergen]]></category>
		<category><![CDATA[etkili iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim hataları]]></category>
		<category><![CDATA[nutuk çekme]]></category>
		<category><![CDATA[öğüt verme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.aysegulark.com/?p=2446</guid>

					<description><![CDATA[<p>Etkili İletişim Stratejileri Hepimiz zaman zaman karşımızda ki kişi tarafından anlaşılmadığımızı düşünür ya da karşımızda ki kişinin söz ve davranışlarına bir anlam veremediğimizden şikayet ederiz. Burada ki temel sorun iletişimin doğru kurulamamış olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü burada ifade edilenle, anlaşılan birbirinden farklı anlama sahiptir. İletişimde, ne söylediğiniz kadar, nasıl söylediğiniz, ne zaman söylediğiniz, hangi ortamda söylediğiniz [...]</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/etkili-iletisim-stratejileri/">Etkili İletişim Stratejileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Etkili İletişim Stratejileri</strong></p>
<p>Hepimiz zaman zaman karşımızda ki kişi tarafından anlaşılmadığımızı düşünür ya da karşımızda ki kişinin söz ve davranışlarına bir anlam veremediğimizden şikayet ederiz. Burada ki temel sorun iletişimin doğru kurulamamış olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü burada ifade edilenle, anlaşılan birbirinden farklı anlama sahiptir.</p>
<p>İletişimde, ne söylediğiniz kadar, nasıl söylediğiniz, ne zaman söylediğiniz, hangi ortamda söylediğiniz büyük öneme sahiptir. Beden dili, göz teması, ses tonu, vurgu, hitap, ses düzeyi çoğu zaman ne söylediğimizin önüne geçebilmektedir.</p>
<p>İletişim de söylediklerimizi net, anlaşılır ve doğru ifade etmek önemlidir. İletişimde bulunduğunuz kişiye ön yargısız olmak, onunla empati kurabilmek, karşımızdaki kişiyi etkin dinlemek iletişimin kalitesini arttıran ögelerdir.</p>
<p>Ön yargı ile başlayan bir iletişimin olumlu sonuçlanması nerede ise imkansızdır. Çünkü burada söylenenden çok karşınızdaki kişinin zihninde olanlar etkili olmaktadır. Bundan dolayı sizin söylediklerinizin çokta fazla önemi bulunmamaktadır. Bunların yanı sıra ön yargısız ve hoşgörülü bir yaklaşım ise iletişimi çok fazlasıyla olumlu yönde etkilemektedir.</p>
<p>İletişimde karşıdaki kişiye isim takmak, alay etmek, onu küçümser tavırlarda bulunmak, onun söylemlerini sınamak iletişimi fazlasıyla olumsuz yönde etkilemektedir. Kişinin söylemlerinden sınandığını hissetmesi, kişide rahatsızlık yaratacağından kişinin karşı tarafa kendini kapatmasına veya iletişimi sınırlandırmasına sebep olmaktadır.</p>
<p>İletişim de yargılamak kadar, nutuk çekmek de iletişimi olumsuz yönde etkileyen diğer faktörlerdendir. Kişiler iletişim esnasında anlaşılma, gerekiyorsa desteklenmek ve onay görmek isterler. Özellikle gençler bu konuda daha hassastırlar ve iletişimde nutuk çeken tavırlar gösterildiğinde daha sert tepkiler verip, kendilerini iletişime kapatabilmektedirler.</p>
<p>Yine iletişimde öğüt vermek ya da uyarmakta iletişimi negatif yönde etkileyen iletişim hatalarıdır. Suçlamak, eleştirmek kişiler üzerinde olumsuz duyguya sebep olduğu için iletişimi olumsuz yönde etkileyen ciddi iletişim hatalarındandır.</p>
<p>Bunların yanı sıra tehdit etmek, iletişimi olumsuz yönde etkileyen ve iplerin gerilmesine sebep olan ciddi bir iletişim hatasıdır. Emir vermek, konuyu saptırmaya çalışmakta iletişimde olumsuz etkiye sahip iletişim hatalarıdır.</p>
<p>Oysa karşınızdaki kişiye güven duyduğunuzu göstermek, onu anladığınızı hissettirmeniz iletişiminizi olumlu yönde etkileyecektir. Kendinizi tanımanız ve kendinize güven duymanız, kendinizi açmanıza ve kendinizi doğru ifade etmenize sebep olurken iletişimin etkililiğini de arttıracaktır. Kişinin eleştirilere açık olması, dinleme becerilerinin gelişmiş olması, empati kurabilmesi iletişimin olumlu etkisini arttırmaktadır.</p>
<p>İletişiminizin her zaman hedefine ulaşır olması dileklerimle.</p>
<p>Eğitim ve Danışmanlık talepleriniz için aysegulark.com web sitem üzerinden iletişime geçebilir; siteme üye olarak yazılarımdan haberdar olabilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>.</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/etkili-iletisim-stratejileri/">Etkili İletişim Stratejileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aile İçi Etkili İletişim</title>
		<link>https://www.aysegulark.com/yazilarim/aile-ici-etkili-iletisim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[aysegul]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Oct 2022 10:52:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anne Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[etkili iletişim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.aysegulark.com/?p=2442</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aile İçi Etkili İletişim Her ailenin yapısı ve dinamikleri birbirinden çok farklıdır. Ailenin kişinin bazı duygusal gereksinimlerini karşılıyor olması kişinin kendini güvende ve rahat hissetmesine sebep olur. Çocuğun doğduğu gün itibariyle aile içerisinde yaşadıkları, onun kendisini değerli hissetmesine ya da tam tersi değersiz ve işe yaramaz hissetmesine sebep olur. Çocuğun kendini değerli hissetmesi onun ileri [...]</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/aile-ici-etkili-iletisim/">Aile İçi Etkili İletişim</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Aile İçi Etkili İletişim</strong></p>
<p>Her ailenin yapısı ve dinamikleri birbirinden çok farklıdır. Ailenin kişinin bazı duygusal gereksinimlerini karşılıyor olması kişinin kendini güvende ve rahat hissetmesine sebep olur.</p>
<p>Çocuğun doğduğu gün itibariyle aile içerisinde yaşadıkları, onun kendisini değerli hissetmesine ya da tam tersi değersiz ve işe yaramaz hissetmesine sebep olur. Çocuğun kendini değerli hissetmesi onun ileri ki hayatında da kişilerin onu değersizleştirme çabalarını boşuna çıkaracaktır. Kişinin kendini değerli görmesi, kendine güvenini de geliştireceği için kişinin kendini kanıtlamak için aşırı davranışlar göstermesini engeller.</p>
<p>Çocuğun fiziki ve duygusal ihtiyaçlarının karşılanıyor olması çocuğun kendini aile içinde güvende hissetmesini sağlar. Aile içerisinde dayanışma varsa çocuk problemlerle ya da stres yaratan durumlarla daha kolay başa çıkabilir. Olumsuz yaşantılar onun duygusal dünyasında daha az hasara sebep olur.</p>
<p>Sorumluluk duygusu ailede gelişir. Aile içerisinde çocuğun yaşına uygun sorumluluklar verilmesi ve bunun yaşı ile orantılı olarak arttırılması sorumluluk duygusunun gelişiminde önemlidir. Kendine yettiğini hisseden çocuğun kendine güveni gelişir. Sürekli olarak ihtiyaçlarının karşılanmasında annesine ya da bir başka yetişkine ihtiyaç duyan çocuk kendi yeti ve yeteneklerinin farkına varamayacağı için gücünün yettiği işleri yapmakta bile çekimser kalarak başkasının desteğini bekler.</p>
<p>Çocuğun sorumluluk alması aynı zaman da çocuğun bu sorumlulukları yerine getirirken karşılaştığı problemleri kendi başına çözme becerisini de geliştirir. Bu sayede çocuk zorluklarla mücadele etmeyi öğrenir. Bu becerileri gelişmemiş çocuk her problemde yardım isteme eğiliminde olacağı için hep bir başkasına bağımlı hale gelir. Yardım talebine olumlu yanıt alamadığında ise hayal kırıklığına uğrayacak, kendini çaresiz ve terk edilmiş hissedecektir.</p>
<p>Bireylerin bulundukları ortamda mutlu olmak istemeleri en temel haklarıdır. Bireyin kendini ailesi içerisinde mutlu hissetmesi, onaylanıyor olması kendine güvenini geliştirecektir. Kendine güven duyan çocuk yaptıklarında kendini gerçekleştirme şansını bulacaktır.</p>
<p>Sağlıklı iletişim becerilerini kazanmış çocuk, diğer kişilerle olumlu iletişim kuracağı için ilişkileri olumlu olacaktır. Kendileriyle ve çevre ile barışık olan kişiler hayattan daha fazla doyum bulmaktadırlar.</p>
<p>Çocukla iletişim kurarken çocuğun yaş özellikleri mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Yapılacak açıklamalar net, çocuğun anlayabileceği nitelikte olmalıdır. Yaşının çok üzerinde açıklamalar yapmak çocuğun kafasının karışmasına sebep olacaktır.</p>
<p>Her birey gibi çocuklarda dinlenmek ve anlaşılmak isterler. Bunun için çocukla konuşurken onunla aynı seviyede olmak, onunla göz teması kurmak önemlidir. Çocuğa dinlendiği mesajını verir.</p>
<p>Konuşma esnasında çocuğun dinlenmediğini hissetmesi, kendisi ile dalga geçilmesi, azarlanması, aşağılanması, tehdit edilmesi çocuğun öfke duymasına, kızgınlık hissetmesine sebep olurken bir yandan da iletişimi kesmesine de sebep olur. Bu tür bir iletişim sınırlılığı özellikle ergenlikte ciddi sorunlara sebep olabilecektir.</p>
<p>Özellikle ergenlikte gözü karalığın ve risk almanın yaygın olduğu bir dönemde iletişimin açık olması, suçlayıcı, eleştirel, emir verir nitelikte olmaması ergeni olumsuzluklardan korumada etkili olacaktır.</p>
<p>İletişim esnasında çocuğu sorguya çekmek, sınamak, sorgulamak yine iletişimi olumsuz yönde etkileyen ve çocuğun azarlanacağı, suçlanacağı kaygısıyla iletişimi sınırlamasına sebep olacaktır.</p>
<p>Ailenin çok çabuk panik olması, bir sonra ki adımı beklemeden sorunun çözümüne girişmesi ya da sorunun ortaya çıkmasından çocuğu sorumlu tutması yine çocuğun ailesiyle paylaşımda bulunmasını sınırlayacaktır.</p>
<p>Suçlamak kadar sürekli övmekte çocukta yanlış bir kimlik algısı yaratacağı için diğer kişilerle kuracağı iletişimde hayal kırıklıkları yaşamasına sebep olacaktır.</p>
<p>Aile içerisinde iletişimde herkesin birbirine saygı duyması, birbirinin duygu ve düşüncelerini anlamaya gayret etmesi, empati kurabilmesi, aile içirişindeki iletişimde en önemli ögelerdir.</p>
<p>Aile üyelerinin birbirlerine doğal davranması, açık, net, art niyetsiz olması, paylaşımcı ve dürüst olması sağlıklı iletişim için gerekli ortamı sağlayacaktır. İletişim sadece kişilerin birbirleriyle konuşması ile sınırlı değildir. Kişiler sözlü iletişimden belki de daha fazlasını beden dilleri, jest ve mimikleri ile karşılarında ki kişilere aktarırlar. Neyin, nerede, nasıl ve hangi ortamda söylendiği de iletişimde önemli etkiye sahiptir.</p>
<p>Etkili iletişimde konuşmak kadar etkili dinleme becerilerine sahip olunması, kişinin konuşma esnasında dinlediğini belirten tepkiler vermesi, karşısındaki ile göz teması kurması iletişimin kalitesini olumlu yönde etkilemektedir.</p>
<p>Dinler gibi görünmek belki de yaptığımız en önemli iletişim hatalarından biridir. Yorgun olmak, zihnimizin başka konularla meşgul olması, anlatılan konunun ilgimizi çekmemesi, anlatılan konunun bizim için basit ya da gereksiz olduğunu düşünmemiz iletişim de dinliyor gibi davranmamıza sebep olur. Özellikle çocuklarımızda kurduğumuz iletişimde en fazla yaptığımız iletişim hatalarının başında gelir.</p>
<p>İnsan doğası gereği kendi ile ilgili olan şeyleri daha dikkatli dinlemektedirler. Oysaki iyi bir dinleyici olmak,  kendimizi ilgilendirmeyen konularda da etkin bir dinleme yapabilmektir.</p>
<p>Zaman zaman da karşımızdakini dinler gibi yapıp bir yandan da kendimizin ne söylemesi gerektiğini düşünür, bunun provasını yaparız. Buda anlatılanları kaçırmamıza ve konuyu tam olarak anlamamıza sebep olur. Yine yaptığımız hatalardan biri de anlatılanları kendi başımıza gelenlerle karşılaştırmamızdır. Böylece de dikkatimiz bir anda konuyu anlatan kişiden, kendi yaşadığımız deneyimimize kayar.</p>
<p>Kimi zaman da  iletişime öyle ön yargı ile başlarız ki, adeta onun zihnini okur, ne söyleyeceğini bildiğimizi zannederek, konuşulanları dinlemeyiz. Karşımızda ki kişinin dürüstlüğünden şüphe duyar, anlattıklarının gerçeği yansıtmadığını düşünürüz ki buda iletişimimizi olumsuz yönde etkilemektedir.</p>
<p>Her zaman iletişiminizin verimli ve keyifli olması dileklerimle.</p>
<p>Eğitim ve Danışmanlık talepleriniz için aysegulark.com web sitem üzerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/aile-ici-etkili-iletisim/">Aile İçi Etkili İletişim</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Okul Reddi</title>
		<link>https://www.aysegulark.com/yazilarim/cocuklarda-okul-reddi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[aysegul]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Sep 2022 19:27:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anne Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[okul adaptasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[okul reddi]]></category>
		<category><![CDATA[okula uyum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.aysegulark.com/?p=2431</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda Okul Reddi Okulların açıldığı şu günlerde anne-babalar çocuklarında okula gitmek istememe, okula gitmekten kaçınma davranışlarıyla karşılaşabilmektedirler. Özellikle ilk defa okula başlayan çocukların okula gitme konusunda isteksiz olması, okula gitmekten kaygı duyması son derece normaldir.  Ancak bu durumun uzaması, okula gitmeyi redetmesi,  normalde sağlıklı iken okula gideceği saatlerde karın ağrısı, baş ağrısı, kusma, uyku bölünmeleri [...]</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/cocuklarda-okul-reddi/">Çocuklarda Okul Reddi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocuklarda Okul Reddi </strong></p>
<p>Okulların açıldığı şu günlerde anne-babalar çocuklarında okula gitmek istememe, okula gitmekten kaçınma davranışlarıyla karşılaşabilmektedirler. Özellikle ilk defa okula başlayan çocukların okula gitme konusunda isteksiz olması, okula gitmekten kaygı duyması son derece normaldir.  Ancak bu durumun uzaması, okula gitmeyi redetmesi,  normalde sağlıklı iken okula gideceği saatlerde karın ağrısı, baş ağrısı, kusma, uyku bölünmeleri gibi şikayetlerin gündeme gelmesi konunun ciddi olduğunu ve altında yatan sebeplerin araştırılması gerektiğini bize göstermektedir.</p>
<p>Okul reddi olarak tanımladığımız bu durum, çocuğun takvim yaşı okula gitmeye uygun olmasına rağmen çocuğun farklı sebeplerden dolayı okula gitmeyi reddetmesi durumudur.</p>
<p>Okul reddinde çocuğu suçlamak, başkalarıyla kıyaslamak, okula gitmediği için ona öfke duymak, okula gitmesi için çocuğu zorlamak bu sorunun çözümünde etkili değildir. Aksine bu problemin daha da derinleşmesine ve çocuğun gereksiz yere yıpranmasına sebep olmaktadır.</p>
<p>Bu tür durumda yapılacak en doğru şey altta yatan nedeni bulmaktır. Okul reddi çocuğun kendisinden kaynaklandığı gibi ailesinden ya da okuldan da kaynaklanabilir. Çocuğun doğduğu gün itibariyle annesiyle ve diğer aile üyeleriyle güvenli bağlanma kuramamış olması buradaki en büyük sebeplerden biridir. Çocuğun sevilmediğini düşünmesi, terk edileceğine inanması, zaman zaman yetişkinlerden zarar gördüğü için burada da öğretmenlerinden zarar göreceğini düşünmesi okula gitmeyi reddetmede çok etkilidir. Yine çocuğun koruyucu ailede büyümüş olması her tür ihtiyacının başkaları tarafından karşılanması çocuğun öz bakımı becerilerine sahip olmaması, kendini yetersiz ve aciz hissetmesi onun okula gitmek istememesine sebep olabilmektedir. Çocuğun çok fazla sosyal ortamlarda bulunmaması sebebiyle çocuğun diğer çocuk ve yetişkinlerden çekinmesi hatta sosyal fobiye sebep olması da okul reddinde etkilidir.</p>
<p>Okul reddinde çocuk kadar ailelerde etkili olabilmektedir. Çocuğun okula gitmeye, anneden ayrılmaya hazır olmasına rağmen annenin duygusal olarak çocuktan ayrılmaya hazır olmaması da sık karşılaştığımız durumlardandır. Özellikle küçük yaş gruplarında anaokuluna ilk defa başlayan çocuklarını çok küçük ve savunmasız gören anneler çocuklarının anaokulunda zarar göreceğini düşünerek, bu duygularını gerek sözel, gerekse jest ve mimikleriyle çocuklarına aktarabilmektedirler. Anne ne kadar çocuğunun okula başlamasını istiyor görünse de altta okulda zarar göreceği konusunda kaygı duyuyor olması veya çocuğu okula gidince kendisinden uzaklaşacağını düşünüyor olması, annenin çocuğundan kopuşunu zorlaştırmaktadır. Hatta bu durum kimi zamanlarda “ babası okula gitmesini istiyor ama ben istemiyorum. İnşallah alışamaz da bu yıl okula göndermeyiz” tarzında ki söylemlerle karşımıza çıkabilmektedir.</p>
<p>Okul reddi sadece okula yeni başlayan çocuklarda karşılaştığımız bir durum değildir. Çocuğun aile yapısında yaşanan olumsuzluklar, uzun süre devam eden sağlık sorunları, yer değiştirmeler, okulda arkadaşları ya da öğretmenleri ile ilgili yaşanan olumsuz bir durum okul reddine sebep olabilmektedir.</p>
<p>Çocuğun okulda zorbalığa uğruyor olması okul reddinde etkili olabilmektedir. Yine çocuğun öğretmenlerinden ya da okulda ki diğer çalışanlardan çekiniyor olması da okul reddine sebep olabilmektedir.</p>
<p>Özellikle okul reddi yaşayan küçük çocuklarda duygu ve düşüncelerini anlatacak kelime haznesine sahip olmamaları sebebiyle resim çizdirmek, kuklalarla dramatizasyon yapmak, birlikte oyunlar oynamak altta yatan sebebi bulmakta faydalanılabilecek tekniklerdir.</p>
<p>Görmezden gelinen ya da tedavi edilmeyen okul reddi çocuklarda akademik başarısızlık, sınav kaygısı, sosyal uzaklaşma, aile içinde sürtüşmelerin artması gibi olumsuz durumlara sebep olabilmektedir. Bundan dolayı okul reddi yaşayan çocukların ailelerinin sabırlı ve sakin bir şekilde bu durumu karşılaması ve bu sorunun çözümünde bir uzmandan profesyonel destek almaları doğru olacaktır.</p>
<p>Okul reddi yaşayan çocuğun, okula gitmek istemediğinde evde kalmasını sağlamak doğru bir yaklaşım değildir. Çünkü çocuk okula gitmedikçe bu problem daha da derinleşecektir. Bunun için bu tür bir problem yaşayan çocuğun evde kalmasını sağlamak yerine onunla birlikte okula gitmek, onu bekleyeceğiniz konusunda onunla konuşmak daha doğru olacaktır.</p>
<p>Kısa süreler için bile olsa her gün düzenli okula gitmek, okul bahçesinde,  koridorlarda çocukla birlikte zaman geçirmek, onunla birlikte sınıfa girmek, onun görebileceği bir yerde sınıfta bulunmak, okulda geçirilecek zamanı kademeli olarak uzatmak okul reddinin aşılmasında kolaylaştırıcı olacaktır.</p>
<p>İlk günlerde okulda geçirilecek süreyi kısa tutmak, kademeli olarak uzatmak doğru bir yaklaşımdır. Eğer sınıfa girmekte zorlanıyorsa onunla birlikte sınıfa girmek, birkaç gün sonra sınıfta ondan daha uzak bir noktaya oturmak, burada yol kat ettikten sonra  kapı açıkken kapının dışında onu beklemek sonra kapı kapalıyken onu  kapının dışında beklemek, daha sonra bahçe de onu beklemek ve teneffüslerde sizi görmesini sağlamak, bir sonra ki basamakta birlikte belirleyeceğiniz bir ya da iki teneffüste onunla bahçede birlikte olmak, ardından onu okula getirmek ve çıkışta okuldan almak şeklinde kademeli bir geçiş bu zorlu süreci daha kolay atlatmanızı sağlayacaktır.</p>
<p>Bu süreçte çocuğa onu anladığınızı ifade etmek, onu desteklemek için yanında ya da yakının da olacağınızı söylemek çocuğun güven duymasını sağlarken çocuğun okulda onore edilmesi, yaptığı çalışmalardan övgü ile söz edilmesi, onun kendisine güven duymasını sağlayacak ve süreci kolaylaştıracaktır.</p>
<p>Çocuklarınızın eğitim hayatının keyifli ve verimli geçmesi dileklerimle.</p>
<p>Eğitim ve Danışmanlık taleplerinizde aysegulark.com web sitem üzerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/cocuklarda-okul-reddi/">Çocuklarda Okul Reddi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okula Yeni Başlayan Çocuğa Nasıl Destek Oluruz</title>
		<link>https://www.aysegulark.com/yazilarim/anaokuluna-baslamayan-cocuga-nasil-destek-oluruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[aysegul]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Sep 2022 19:44:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anne Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[anne baba]]></category>
		<category><![CDATA[birinci sınıf]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[ilkokul]]></category>
		<category><![CDATA[Öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[okula başlama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.aysegulark.com/?p=2420</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anaokuluna Başlayan Çocuğa Nasıl Destek Oluruz Anaokulu eğitimi çocuğun eğitim hayatı ile ilk karşılaşması olup çocuğun okula karşı olumlu duygular oluşturmasında önemli bir yer tutmaktadır. Çocuğun anaokuluna başlarken tuvalet eğitimini kazanmış olması, bir, iki kelime ile bile olsa ihtiyaçlarını dile getirebilecek dil gelişimine sahip olması, destekle de olsa öz bakım becerilerini (yemek yemek-tuvalet- el ağız [...]</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/anaokuluna-baslamayan-cocuga-nasil-destek-oluruz/">Okula Yeni Başlayan Çocuğa Nasıl Destek Oluruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Anaokuluna Başlayan Çocuğa Nasıl Destek Oluruz </strong></p>
<p>Anaokulu eğitimi çocuğun eğitim hayatı ile ilk karşılaşması olup çocuğun okula karşı olumlu duygular oluşturmasında önemli bir yer tutmaktadır.</p>
<p>Çocuğun anaokuluna başlarken tuvalet eğitimini kazanmış olması, bir, iki kelime ile bile olsa ihtiyaçlarını dile getirebilecek dil gelişimine sahip olması, destekle de olsa öz bakım becerilerini (yemek yemek-tuvalet- el ağız yıkama vb.) kazanmış olması çocuğun anaokuluna daha kolay uyum göstermesini sağlar.</p>
<p>Çocuğun tuvalet eğitimini kazanmadan anaokuluna başlaması çocuğun mahremiyet bilinci açısından uygun değildir. Aynı zaman da tuvalet eğitimini kazanmamış bir çocuk arkadaşları arasında bu konuda kendini kötü hissedecek olabilir. Bundan dolayı anaokuluna başlamadan önce tuvalet eğitiminin kazanılması önemlidir.</p>
<p>Ailelerin anaokulu seçerken çocuklarının özelliklerini göz önünde tutması, çocuğa uygun bir anaokulu tercihinde bulunması hem çocuğun anaokuluna daha kolay adapte olmasını sağlayacak hem de okula daha severek gitmesine imkan verecektir. Henüz anadilin de iletişim kuramayan bir çocuğun zorunluluk yoksa yabancı dilde eğitim yapan bir anaokuluna başlatılması çocuk için çok fazla zorlayıcı olacaktır.</p>
<p>Biz uzmanların anaokulu seçiminde anne babalara en önemli uyarısı okul seçiminde çocuklarının özelliklerini göz önünde bulundurarak ortak karar vermeleri, okul seçme sorumluluğunu çocuğa bırakmamalarıdır. Çünkü bu yaş grubu çocukların ilgi ve istekleri çok değişkendir ve sadece hoşuna giden bir oyuncak bile okul tercihini belirleyebilecektir. Bundan dolayı okul tercihini anne babanın yapması ve gideceği okul kesinleştikten sonra çocuğa okulunun tanıtılması çok daha uygundur. Çocuğun başlayacağı anaokulunu eğitim başlamadan görmesi, öğretmeni ile tanışması, çocuğun okula daha kolay başlangıç yapmasına olanak verir.</p>
<p>Anne, babanın okul tercihini yaptıktan sonra okula ve okulda ki profesyonellere güven duyması, büyük bir sorun yaşanmadığı sürece de okul değiştirmeyi düşünmemesi çocuğun okula uyumunu kolaylaştıracaktır. “ Alışamazsa, alırız düşüncesiyle bir başlangıç yapmak, o çocuğun okula alışamaması için yeterlidir.” Bundan dolayı anne, babanın çocuğun okula başlaması konusunda kesin kararlı olması ve okuldaki profesyonellerin yönlendirmelerine uygun davranmaları çocuğun kısa sürede okula uyum göstermesini sağlayacaktır.</p>
<p>Çocuğa sık, sık okula gideceğinden, orada pek çok arkadaşı olacağından, okulda bol bol oyun oynayacağından, keyifli zaman geçireceğinden okul bitince de  gelip onu alacağınızdan bahsetmek, okulla ilgili olumsuz konuları dile getirmemek, olumsuz anılarınızı paylaşmamak çocuğun okula karşı olumlu duygular beslemesini sağlayacaktır.</p>
<p>Okul alış verişini çocukla birlikte yapmak, okula götüreceği malzemeleri birlikte hazırlamak çocuğun okula hazır oluşunda etkili olacaktır. Tanıdıklarınıza çocuğunuzun yanında çocuğunuzun artık çok büyüdüğünü ve okula başlayacağını övgülü sözlerle dile getirmek çocuk üzerinde pozitif bir etki oluşturacaktır.</p>
<p>Anne, baba olarak okulun yapacağı bilgilendirme toplantısına katılmak, oryantasyon ile ilgili verilen basılı malzemeleri okumak ve bu konuda ki yönlendirmeleri dikkate almak çocuğunuzun uyumuna olumlu katkı sağlayacaktır. Sınıf öğretmeninizi çocuğunuzun özellikleri hakkında bilgilendirmeniz, önemli bir sağlık sorunu varsa ya da özel bir alerjisi söz konusu ise hem okul hemşiresini hem de sınıf öğretmenini konu hakkında bilgilendirmek çocuğunuzun güvenliği açısından önemlidir.</p>
<p>Okulun başladığı ilk günlerde çocuğunuz ne kadar okulda uzun süre kalmaya istekli de olsa okul da geçireceği süreyi bir, iki saatten daha uzun tutmayınız. Aileler çocuklarının okulda kalmaya çok istekli olduğunu görünce okuldan erken almaktan vazgeçebilmektedirler. Ancak okulun açıldığı ilk günlerde çocuğu uzun saatler okulda bırakmak çocuğun ertesi gün okula gelişini zorlaştıracaktır. Aileler çocuğu ilk başlarda kısa sürelerde okuldan almanın onda bir alışkanlık oluşturacağını ve çocuğun her zaman okulda kısa süre kalmak isteyeceği yönünde yanlış bir algıya sahiptirler. Çocuğun okula başladığı ilk günlerde okulda kısa süreler kalması ve okulda geçirdiği süreyi yavaş, yavaş uzatmak çocuğun zorlanmadan okula uyum göstermesini sağlayacaktır.</p>
<p>Ailelerin okula başlangıçta yaptıkları önemli hatalardan biri de ilk günlerde öğretmenden tüm yemeklerini yemesini talep etmeleridir.  Özellikle yeme sorunu yaşayan çocuklar sırf okulda yemek yiyeceğini düşündüğü için okula gelmekten vazgeçebilmektedirler. Okulda yemek konusunda ailelerin biraz sabırlı olması, çocuk okula uyum sağladıktan sonra okulda ki yemek düzenine geçeceğine inanmaları ve bu konuda çocuğu, öğretmeni ve okulu zorlamamaları çocuğun okula uyumunda pozitif bir etki yaratacaktır.</p>
<p>Bir diğer hata da okuldan gelen çocuğu sorguya çekmek, neler yaptığını, kimlerle oynadığını, hangi dersleri yaptığını, hangi etkinliklere katıldığını öğrenmeye çalışmaktır. Eğer katılmadığı etkinlikler ya da oynamadığı arkadaşları varsa çocuktan tüm etkinliklere katılmasını, herkesle oynamasını talep etmek, çocuğu buna zorlamak ilk günler için zorlayıcı olacaktır.  Çocuğun okula başladığı ilk günlerde her arkadaşı ile oynaması ya da yapılan her etkinlikten hoşlanması beklenilemez. Tüm bunlar birkaç hafta ile birkaç ay içerisinde kendiliğinden hayata geçecektir. Burada biraz sabırlı olmanız ve paniklememeniz işleri kolaylaştıracaktır. Hiçbir çocuktan okulun ilk günlerinde tüm yemeklerini yemesi, tüm etkinliklere katılması, tüm oyunlara dahil olması, tüm arkadaşlarıyla paylaşımda bulunması, öğretilen her şeyi öğrenmesi, tüm kurallara uyması ve günün sonunda mutlu mesut eve dönmesi oldukça ütopik bir beklentidir. Çünkü hiçbir çocuk bu denli duygusal ve sosyal olgunluğa sahip değildir.</p>
<p>Okula ilk başladıkları günlerde okuldan dönen çocuklar zamanını evde geçiren çocuğa göre annesine karşı biraz daha hırçın olabilmektedir. Bu hırçınlığı yumuşaklıkla karşılamak, ondan okula gittiği için övgü ile bahsetmek, onunla gurur duyduğunuzu söylemek ve okula gittiği için onu sıcacık kucaklamak, okul çıkışı birlikte parka gitmek, okula gittiği için sevdiği bir etkinliği birlikte yapmak ya da ona minik bir ödül almak çocuğun okula daha sıcak bakmasını sağlayacaktır. Ancak burada da dikkatli olmakta fayda bulunmaktadır. Ödülü asla okula gitmeden önce bir pazarlık aracı olarak kullanmayınız. Okula gitmek istemeyen çocuğu “ bak bugün okula gidersen sana filan şeyi alacağım” gibi rüşvet vari davranışlarda bulunmak çocukta her okula gittiğinde talepte bulunmayı ve her defasında hedefi büyütmeyi gündeme getirebilecektir. Bundan dolayı ödülü pazarlık konusu yapmamak, ödülü okula giden çocuğa günün sonunda maddi değeri çok yüksek olmayan,  minik bir sürpriz yapmak şeklinde okulun ilk günlerinde birkaç defa, süreklilik arz etmeyecek şekilde kullanabilirsiniz.</p>
<p>Okul çıkışında sınıfından bir, iki arkadaşıyla birlikte parkta ya da eğlenceli bir aktivite de birlikte zaman geçirmesini sağlamak çocuğun  arkadaşlık kurmasını sağladığı gibi, ertesi gün daha rahat okula gitmesine de sebep olacaktır. Burada da çocukların ebeveynlerinin denetiminde olması da önemli bir noktayı oluşturmaktadır. İlk tanışan çocukların birbirine zarar verebileceğini göz önünde bulundurarak, ebeveynlerin uyanık olması önemli olmaktadır. Çünkü kaynaşsın ve okula uyumu kolaylaşsın diye düşünerek bir araya getirdiğiniz çocuklar denetimsiz bir ortamda birbirlerine zarar verebilir ve buda okula yeni başlayan çocukta “bu arkadaşım okulda da bana zarar verebilir” kaygısının doğmasına sebep olabilecektir. Denetimsiz bir ortamda, dimyata pirince giderken bir anda evdeki bulgurdan da olabilirsiniz. Bundan dolayı bu konuda dikkatli olmanızda fayda bulunmaktadır.</p>
<p>Bazen de okula çok hevesle başlayan çocukların birkaç gün sonra okula gitmek istemediklerine şahit oluruz. Bu çocukları tekrar okula ısındırmak, ilk günlerde tedirginlik yaşayan hatta ağlayan çocuklardan daha zordur. Çünkü bu çocuklar okulu ilk gördüklerinde tüm oyuncalarla sadece kendilerinin oynayacağını ve her istedikleri an, her istedikleriyle oynayabileceklerini düşünerek okula başlangıç yaparlar. Oysa birkaç gün sonra oyuncakları paylaşmak zorunda olduklarını ve her istedikleri an, her istediklerini oynayamadıklarını gördüklerinde, evde kalmanın daha eğlenceli olduğuna karar vererek okula gelmekten vazgeçerler. Ailelerin burada sakin olmaları, geri adım atmamaları, her gün düzenli olarak, kısa süreli de olsa çocuğu okula götürmeleri çocuğun  okula tekrardan oryante olmasını sağlayacaktır.</p>
<p>Çocuğunuzu ilk defa okula götürmeden onunla okulda neler yapacağı konusunda konuşmanız, kısa bir süre sonra gelip onu okuldan alacağınızı söylemeniz, okula yakın yerlerde olacağınızı belirtmeniz onun kendini güvende hissetmesini sağlayacaktır.</p>
<p>Okula başlanılan ilk gün ve onu takip eden birkaç gün okulda uygun bir alanda ancak çocuğun göremeyeceği bir mekan da veya okula yakın yerlerde bulunmanız, okuldan arandığınızda en kısa sürede okula ulaşmanız çocuğunuzun size güven duymasını sağlayacaktır.</p>
<p>Çocuğunuza asla seni bekleyeceğim dedikten sonra okuldan uzaklaşmayınız bu onun size duyduğu güvenin sarsılmasına sebep olacak ve daha sonra ki günler de sizden ayrılmak istemeyecektir. Okula  rahat gelmeye başladıktan bir, iki gün sonra bugün bir küçük işim var çok kısacık onu halletmek için biraz okuldan uzaklaşabilirim diye söylemeniz, hemen bitirince geleceğim diye onu sakinleştirmeniz çocuğun daha rahat sizden ayrılmasını  kolaylaştıracaktır.</p>
<p>Çocuğunuz okuldan gelince onunla neler yaptığı konusunda sorgulayan nitelikte olmayan minik bir sohbet yapmak, yolunda gitmeyen şeyleri keşfetmenizi sağlayacaktır. Yolunda gitmeyen konuyu sınıf öğretmeninizle paylaşmanız, problemin çözümünde kendisinden destek istemeniz uygun olacaktır.  Ancak sorunun uzunca bir süre çözülmediğine dair ipuçlarınız varsa konuyu okul rehber öğretmeni ile paylaşmak doğru olacaktır.</p>
<p>Okula yeni başlayan çocuklar henüz birlikte yaşamın kurallarını bilmedikleri için ufak tefek tartışmaların ve kavgaların yaşanması kaçınılmazdır.  Böyle durumlarda çocuğunuza kendisini nasıl koruyacağını öğretmeniz önemli olmaktadır. Asla “sana vurana sende vur” tarzında bir yönlendirme yapmamalısınız. Bu tür bir yönlendirme sınıf içerisinde kaosun daha da büyümesine sebep olacaktır. Bunun yerine “ bir arkadaşın sana zarar verdiğinde onu bana zarar veremezsin diye uyar. Devam ederse öğretmeninden yardım iste” diye bilgilendiriniz.</p>
<p>Okula giden çocuklarınızın üzerinde küpe, yüzük, kolye gibi takı eşyaları bulundurmayınız. Bu tür eşyalar hem çocukların can güvenliği konusunda tehdit oluştururken hem de kaybolma durumunda çocuğunuzun üzülmesine sebep olacaktır.</p>
<p>Bazı okullar kendi hazırlatmış oldukları okul kıyafetlerini tercih ederken bazı okullar kıyafet tercihini veliye bırakabilmektedir. Okul kıyafetleriniz çocuğunuzun rahat edebileceği, kendi başına giyip çıkarabileceği, öz bakımını yapmasında ona kolaylık sağlayan türden kıyafetler olmalıdır. Çocuğunuzun minik bir okul çantasının olması, okuldan gönderilen malzeme ve materyallerin kaybolmadan düzenli bir şekilde size ulaşmasını sağlayacaktır.</p>
<p>Okul rehber öğretmeni ve sınıf öğretmeninin desteğine rağmen çocuğunuzun okula uyum sürecinin birkaç haftadan daha uzun sürmesi durumunda okul rehberliği haricinde bir uzmandan destek almanız doğru olacaktır.</p>
<p>Eğitim hayatının ilk basamağı olan anaokulu eğitiminin çocuğunuz için keyifli ve verimli geçmesi dileklerimle.</p>
<p>Eğitim ve Danışmanlık talepleriniz için aysegulark.com web sitem üzerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/anaokuluna-baslamayan-cocuga-nasil-destek-oluruz/">Okula Yeni Başlayan Çocuğa Nasıl Destek Oluruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Ayrılık Kaygısı ve Okula Başlangıç</title>
		<link>https://www.aysegulark.com/yazilarim/cocuklarda-ayrilik-kaygisi-ve-okula-baslangic-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[aysegul]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Aug 2022 13:43:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anne Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli bağlanma]]></category>
		<category><![CDATA[Okul]]></category>
		<category><![CDATA[Okul fobisi]]></category>
		<category><![CDATA[okula başlangıç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.aysegulark.com/?p=2417</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda Ayrılık Kaygısı ve Okula Başlangıç Bebekler 7. aydan itibaren annelerinden ya da bakım veren kişiden ayrıldıklarında veya bir yabancı ile karşılaştıklarında bu durumdan korkup ağlayabilmektedirler. Bu durum çocuğun normAal gelişimi içerisinde gördüğümüz oldukça olağan bir durumdur. Çocuk 3-4 yaşına gelinceye kadar da farklı zamanlarda yaşanan deneyimlerle anneden ayrılmayı ve bir yabancı ile karşılaştığında korkmadan [...]</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/cocuklarda-ayrilik-kaygisi-ve-okula-baslangic-2/">Çocuklarda Ayrılık Kaygısı ve Okula Başlangıç</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocuklarda Ayrılık Kaygısı ve Okula Başlangıç</strong></p>
<p>Bebekler 7. aydan itibaren annelerinden ya da bakım veren kişiden ayrıldıklarında veya bir yabancı ile karşılaştıklarında bu durumdan korkup ağlayabilmektedirler. Bu durum çocuğun normAal gelişimi içerisinde gördüğümüz oldukça olağan bir durumdur. Çocuk 3-4 yaşına gelinceye kadar da farklı zamanlarda yaşanan deneyimlerle anneden ayrılmayı ve bir yabancı ile karşılaştığında korkmadan tepki vermeyi öğrenir.</p>
<p>Ancak bazı çocuklarda bu kaygı düzeyi diğer çocuklara göre daha yoğun olabilmektedir. Bu çocuklar terk edilebileceklerini, annelerini bir daha hiç göremeyeceklerini, ya da annelerinden uzak kaldıklarında onların başına kötü bir şey geleceğini düşünerek daha yoğun kaygı duyabilirler.</p>
<p>Annelerinden uzak olduklarında ya da onları göremedikleri durumlarda çok heyecanlanıp, ağlamaya başlayabilirler. Diğer çocuklarla iletişim kurmak istemezler veya onların oyunlarına dahil olmazlar. Her hangi bir etkinliğe konsantre olamaz, daha fazla içlerine dönüp bir kenarda kalmayı tercih edebilirler.</p>
<p>Bu sorunu daha yoğun yaşayan çocuklar annelerinden ayrılmaya hiç katlanamazlar evin içerisinde bile anneleriyle birlikte hareket ederler. Annelerini göremedikleri mekanlar da kalmak istemezler ve defalarca annelerinin bulunduğu mekana gelip annelerini kontrol ederler. Bu çocuklar çoğunlukla uykuya zor dalarlar ve uyku sırasında kendi yataklarında, kendi odalarında yatmayı reddederler.</p>
<p>Bu çocuklar genellikle ebeveynlerine bağımlı, sürekli ilgi talep eden çocuklardır. Ancak bu çocukların ailelerine baktığımızda da ailenin çok fazla koruyucu bir yapıda olduğu, her şeyi çocuk adına yaptığı ya da düşündüğü bir tavır sergilediklerini görmekteyiz. Yani oluşan bu bağlanma çift taraflı ve çokta sağlıklı olmayan bir bağlanmadır. Burada çocuk bir birey olmayı becerememiş ve annesinden ayrı kaldığında kendi başına ihtiyaçlarını gideremeyecek durumdadır.</p>
<p>Çocuğun anne babasına güven duyması, onu terk etmeyeceklerini bilmesi bu kaygının aşılmasında önemlidir. Annenin zaman zaman dışarı çıkması gerektiğinde çocuğa bunu söylemesi, onu konudan haberdar etmesi ne kadar süre dışarıda kalacağını çocukla paylaşması, çocuktan habersiz bir anda ortadan kaybolmaması çocuğun anneye güven duymasını sağlar.</p>
<p>Annenin söylemlerinde onu bırakıp gideceğini ifade etmesi, suçlayıcı ya da sevilmeyeceği ile ilgili sert söylemlerde bulunması çocukta terk edilme kaygısını daha da arttırır ve çocuğun anneye olan güvenini zedeler.</p>
<p>Bu çocukların ilkokula başlamadan önce mutlaka anaokulu deneyimi yaşamaları ilkokula daha kolay bir başlangıç yapmalarını sağlayacaktır. Çocukların anaokuluna başlamadan önce tuvalet, yemek yeme gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek yetkinlikte olması çocuğun daha güvenli bir şekilde anaokuluna başlamasını sağlayacaktır.</p>
<p>Kaygı düzeyi yüksek olan çocuklarda okula başladıkları ilk günlerde okula gitmek istememe, karın ağrısı, mide bulantısı şikayetlerinin görülmesi normaldir. Ailelerin paniklemeden sakin bir şekilde bu durumu karşılamaları önemlidir. Burada çocuğun bir sağlık sorunu olmadığından emin olunması sonucunda ailenin okulla birlikte hareket etmesi, onların profesyonelliklerine güvenerek, onların yönlendirmelerine göre bir tutum sergilemesi ve kademeli bir uyum programı ile bu süreci daha kolay atlatmaları mümkün olacaktır.</p>
<p>Anaokuluna başlangıç aşamasında nasıl bir yol izlemeniz gerektiğini bir başka yazımda sizlerle daha detaylı olarak paylaşacağım.</p>
<p>Çocuklarınızla güven ilişkisi içinde keyifli günler geçirmeniz dileğiyle.</p>
<p>Danışmanlık talepleriniz ve sorularınız için <a href="mailto:aysegulark1@gmail.com">aysegulark1@gmail.com</a> adresinden bana ulaşabilirsiniz.</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/cocuklarda-ayrilik-kaygisi-ve-okula-baslangic-2/">Çocuklarda Ayrılık Kaygısı ve Okula Başlangıç</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eğitim ve Dünden Bugüne Değerlerimiz</title>
		<link>https://www.aysegulark.com/yazilarim/egitim-ve-dunden-bugune-degerlerimiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[aysegul]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Jul 2022 19:35:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anne Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Evrensel değerler]]></category>
		<category><![CDATA[Göç]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[Yozlaşma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.aysegulark.com/?p=2409</guid>

					<description><![CDATA[<p>EĞİTİM VE DÜNDEN BUGÜNE DEĞERLERİMİZ Toplumsal ve insani değerler insan yaşamının en önemli tarafını oluşturur. Eğitim sadece akademik bilgi ve becerilerin aktarımını sağlamamaktadır. Eğitim, akademik bilgi ve becerilerin yanı sıra toplumların ahlaki tutum ve davranışlarının da nesiller arasında aktarımını da sağlamaktadır. Bundan dolayı okullar ulusal ve evrensel değerlerin insanlara kazandırılmasındaki en önemli kilit noktalardır. Çünkü [...]</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/egitim-ve-dunden-bugune-degerlerimiz/">Eğitim ve Dünden Bugüne Değerlerimiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>EĞİTİM VE DÜNDEN BUGÜNE DEĞERLERİMİZ</strong></p>
<p>Toplumsal ve insani değerler insan yaşamının en önemli tarafını oluşturur. Eğitim sadece akademik bilgi ve becerilerin aktarımını sağlamamaktadır. Eğitim, akademik bilgi ve becerilerin yanı sıra toplumların ahlaki tutum ve davranışlarının da nesiller arasında aktarımını da sağlamaktadır. Bundan dolayı okullar ulusal ve evrensel değerlerin insanlara kazandırılmasındaki en önemli kilit noktalardır. Çünkü yapılan araştırmalar ahlaki değerlerin ve bu değerleri kazandırmaya yönelik yapılan eğitimin akademik bilgi ve becerileri kazandırmak için yapılan eğitim kadar önemli olduğunu ortaya koymuştur. Ahlaki bakımdan zayıf öğrencilerin akademik açıdan da başarısız olduğu gibi, bu kişilerin çalışma yaşamına başladıklarında da başarılarının düşük olduğu ya da sırf kendi çıkarları uğruna ahlaki değerlerle uyuşmayan ve toplum tarafından kabul görmeyen davranışlar sergiledikleri görülmektedir.</p>
<p>Değerlerin nesilden nesile temel aktarım aracı eğitimdir. Eğitimin bu boyutunun amacı sosyal yapıyı korumak ve sürdürmektir. Değerler ister eğitim yoluyla formal olarak kazanılsın isterse de günlük hayatın içerisinde fark edilmeden yaşayarak informal şekilde öğrenilsin her iki şekilde de nesiller arası aktarımla sürekliliği sağlanmaktadır.</p>
<p>Değerlerin öğrenilmesi formal eğitimin dışında model alma yoluyla da öğrenilmektedir. Özellikle küçük yaşlarda aile içerisinde değerleri kazanan çocuk yetişkin olduğunda bunu hayatında örnek aldığı kişilerden modellemeye devam etmektedir.</p>
<p>Tarihi süreçte nesiller arasında aktarılarak günümüze kadar gelen davranış kalıpları, değer yargıları, örf ve adetler kültürü oluşturmaktadır Sosyal bir varlık olan insanoğlu sosyalleşmesini geçekleştirirken içinde bulunduğu ailenin, ait olduğu grubun ve toplumun kültürünü de öğrenir. Ancak toplumlarda zaman içerisinde değişim kaçınılmazdır. Hemen hemen her toplumda kültürel değişme çeşitli şekillerde meydana gelmektedir. Eğer meydana gelen değişim toplumda olumlu gelişme ve değişmelere sebep oluyorsa buna kültürel gelişme derken oluşan değişim negatif ve toplumsal yapıyı olumsuz yönde etkiliyorsa buna da kültürel yozlaşma demekteyiz ki, kültürel yozlaşma toplumu çöküşe götürmektedir. Burada Aristo’nun sözünden bahsetmeden geçemeyeceğim. Aristo, asırlar önce “En bedbaht millet, kaleleri ayakta iken kültürü ve ahlâkı harabe olan millettir” demiştir. Kültürel yozlaşma beraberinde tabii olarak kültürün ve ahlâkın çöküşünü de getirmektedir.</p>
<p>Kültürün ortak özelliklerinin ortadan kalkmaya başlaması, bir toplumda sosyal ilişkilerin bozulmaya başlaması, toplumu bir arada tutan dil, din, inanç ve değerlerin gevşemeye başlaması yavaş, yavaş toplumda çözülmeyi meydana getirmektedir.</p>
<p>Yozlaşma sözlük anlamı ile orijinalliğin bozulması, doğasındaki iyi niteliklerin kaybolmaya başlaması, bir şeyin manevi niteliklerinden uzaklaşılması şeklinde tanımlanmaktadır. Kültürel yozlaşma ise bir toplumdaki dilin, dinin, ahlaki değerlerin, örf ve adetlerin, ananelerin yozlaşmaya uğraması demektir. İşte kültürel yozlaşma içerisinde ahlaki değerlerin yozlaşmaya başlaması toplumsal düzenin bozulmaya başlamasına, giderek toplumun yok olmasına sebebiyet vermektedir. Tarihin her döneminde bu tür yok olma örnekleri ile karşılaşmaktayız. Ancak kendi öz kültürlerini koruyan toplulukların farklı medeniyetlerin hakimiyeti altına girseler bile yüzyıllar sonra bile tekrar bağımsızlıklarını kazandıkları bildiğimiz bir gerçektir.</p>
<p>Özellikle küreselleşme süreci gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerin siyasal yapılarını değil aynı zamanda en önemli kültürel yapılarını da olumsuz yönde etkilemektedir. Bu etkileşimde en büyük payı kitle iletişim aracı olarak televizyon ve günümüzde dijital dünya sağlamaktadır. Güçlü toplumlar bu kitlesel iletişim araçlarıyla kendi dillerini, dinlerini, kültürlerini çok kolaylıkla daha güçsüz olan toplumlara farkına varılmadan empoze etmektedirler. Buda bu toplumların kendi kültürlerinin, değerlerinin yavaş, yavaş kaybolması anlamına gelmektedir. Artık toplumlar bu etkiler sonucunda daha materyalist, daha vurdumduymaz, adaletsizliklere, ahlaksızlıklara ses çıkartmaz, bana dokunmayan yılan bin yaşasın türünde davranış kalıplarını göstermeye başlarlar. Bu tür durumlarda ortaya çıkan sonuçlar sadece bu davranışı gösteren kişileri değil, toplumun tamamını da etkiler hale gelmektedir.</p>
<p>Ahlaki değerlerde meydana gelen bu erozyon ekonomik, teknolojik birçok sebepten ileri gelebilmektedir. Kendi çıkarları için her türlü çabayı mübah saymak özellikle bizim gibi gelişmekte olan ya da az gelişmiş ülkelerde ciddi zararlara sebep olmuş ve hala da olmaya devam etmektedir.</p>
<p>Zaman içerisinde kültürler arası etkileşimler sonucunda değişimler kaçınılmazdır. Bu değişimlerin en önemli nedenlerinden biri göçlere bağlı olarak yaşanan kentleşme sürecidir. Bu göçlere bağlı olarak kültürel değerlerde değişim yaşanmaktadır.</p>
<p>Ülkemizde de 1950’li yıllardan itibaren yoğun bir şekilde köyden kente göç yaşanmıştır. Mekansal olarak meydana gelen bu değişim, sosyal alanda da bir çok değişikliği beraberinde getirmiştir. Köyden kente göç eden bu yeni kitle hem köyün adet, ve göreneklerinden tam anlamıyla vaz geçememiş ama bir yandan da kentteki yaşama özenti duyarak kendi yaşamında da farklılaşmalar yapmaya başlamıştır. Deyim yerinde ise  ne kentli olabilmiş nede köylü kalabilmiştir. İkisinin arasında sıkışıp kalmış ve kendi içinde bambaşka bir kültürü oluşturmuştur. Bu kültürde ne kentlinin değer yargılarını benimsemiş nede köyün kültürel değerlerine ve inançlarına sahip çıkabilmiştir. İşte değerlerde oluşan bu değişiklik en çok kendini kültürel yozlaşma olarak göstermektedir.</p>
<p>Günümüzde yaşanan savaşlara bağlı olarak ülkemizin almış olduğu göç bu güne kadar tanımadığımız bambaşka bir kültürün de yaşantımızın içine girmesine sebep olmuştur. Bunların yanı sıra tüm dünya da yaşanmakta olan dijitalleşmenin bir sonucu olarak ülkemizde de bir kültürel değişim söz konusudur. Bu değişim gerek dijital dünyanın dayatmaları ve gerekse küreselleşmenin sonucudur. Bu değişim çok olumlu katkıların yanı sıra ülkemizin kültürel dokusunda olumsuz etkilerde yaratan nitelikte olabilmektedir.</p>
<p>Dünyada meydana gelen hızlı değişimler sonucunda gençlerin,  zamanlarının büyük bir kısmını sosyal medya da geçirmeye başlamasıyla, aile içerisindeki doğal eğitim sürecinin yerine çeşitli iletişim araçlarının oluşturduğu güdümlü, istenilen kültürün yaygınlaşmasını sağlayan bir ortam oluşmaya başlamıştır. Özellikle kitle iletişim araçları, toplumda kültürel dönüşümlerin yaşanmasında ve popüler kültürün yaratılması ve yaygınlaşmasında önemli işlevlere sahiptir.</p>
<p>Kitle iletişim araçları bilgilendirme ve eğitmenin yanı sıra küresel sermayenin çıkarları doğrultusunda kitleleri yönlendirmek gibi gizli bir işleve de sahiptir. Günümüzde özellikle genç nesil bu kitle iletişim araçlarıyla oluşturulmuş popüler kültürün etkisinde kalmakta ve sosyo-kültürel alanda değer yargılarında ciddi erozyon yaşamaktadır. Günümüzde bunun en belirgin özelliklerini gençlerimizde görebiliyoruz.  Saç kesimlerini etkilendikleri bir pop yıldızın gibi yapabiliyorlar, kılık kıyafet veya hal ve tavır olarak bir pop yıldızına ya da bir dizi kahramanına benzemeyi tercih edebiliyorlar. Bu her zaman olumlu yönde olmayabiliyor. Özellikle medya da bazı dizi kahramanlarının argo konuşmaları, silahla, şiddete meyilli hal ve tavırlar göstermeleri sebebiyle bir anda gençler arasında bu tür söylemler, hal ve tavırlar yaygınlaşabiliyor.</p>
<p>Geçmişte hem velilerden hem de öğrencilerden öğretmene saygı sonsuzken günümüzde artık gün geçmiyor ki gazetelerde ya da haber programlarında öğrencisi ya da velisi tarafından dayak yiyen, tartaklanan bir öğretmen haberine rastlamayalım. Ya da önceki yıllarda doktorun önünde ceketini ilikleyen bir nesilden günümüzde doktor döven ya da doktoru bıçaklayan bir hale geldik. Tüm bunların aslında özünde yaşadığımız şey değerlerimizde yaşadığımız erozyondan başkası değil.   Çünkü Türk örf ve adetlerinde tahsilli kişiye, büyüğe  saygı sonsuzken, bugün geldiğimiz noktada yaşadığımız değer erozyonun sonucunda karşımızda öğretmenine yumruk atan ya da doktoru bıçaklayan bir birey görebiliyoruz.</p>
<p>Tüm bunların içerisinde toplumumuz kültürel değişim süreci içerisinde çağın gereklerine ayak uydurmak, küreselleşme sürecine uyum sağlamak durumundadır. Kültürlerin milli olması, diğer kültürlerle etkileşim halinde olmaması anlamına gelmemektedir. Dünya üzerinde tüm kültürler birbirlerinden az ya da çok etkilenmektedir.</p>
<p>Kitle iletişim araçlarının baş döndürücü bir hızla geliştiği dünyamızda, özü korumak şartıyla, değişim, çağdaş dünyayla rekabet etmenin vazgeçilmez şartı olmuştur. Ancak ne olursa olsun yeter ki bu değişimde özümüzden sapmayalım var olan milli ve evrensel değerlere sahip çıkalım, bunları gelecek kuşaklarımıza en iyi şekilde aktaralım. Değişimden korkmayalım ama değişimi ilerlemek, gelişmek anlamında değerlendirelim ve gelecek nesillerimizi bilim ve teknolojinin gereklerine ayak uyduracak pozitif bilimin gereklerini yerine getirir nitelikte donanımlı olarak yarınlara hazırlayalım.</p>
<p>Sözlerimi Heraklitos’un bir sözü ile noktalamak istiyorum. “Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir.&#8221; Yeter ki bunu olumlu yönde kullanabilelim.</p>
<p>Eğitim ve danışmanlık talepleriniz için <a href="https://www.aysegulark.com/">https://www.aysegulark.com/</a> web sitemden benimle iletişim kurabilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/egitim-ve-dunden-bugune-degerlerimiz/">Eğitim ve Dünden Bugüne Değerlerimiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evrensel Değerler ve Toplumsal Düzen</title>
		<link>https://www.aysegulark.com/yazilarim/evrensel-degerler-ve-toplumsal-duzen/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Jul 2022 18:42:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anne Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[Evrensel değerler]]></category>
		<category><![CDATA[nezaket]]></category>
		<category><![CDATA[saygı]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.aysegulark.com/?p=2404</guid>

					<description><![CDATA[<p>Evrensel Değerler ve Toplumsal Düzen Bu yazıyı yazmama bir facebook grubunda yapılan paylaşım sebep oldu. O postu okuduktan sonra bu yazıyı yazmamın mesleğime ve insanlığa borcum olduğuna kanaat getirdim. Postta bahsedilen olay kalabalık bir belediye otobüsüne binen elinde bastonu olan yaşlı bir amca için kendi de ayakta olan 50-55 yaşlarında ki bir hanımın, 10-12 yaşlarında [...]</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/evrensel-degerler-ve-toplumsal-duzen/">Evrensel Değerler ve Toplumsal Düzen</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Evrensel Değerler ve Toplumsal Düzen</strong></p>
<p>Bu yazıyı yazmama bir facebook grubunda yapılan paylaşım sebep oldu. O postu okuduktan sonra bu yazıyı yazmamın mesleğime ve insanlığa borcum olduğuna kanaat getirdim.</p>
<p>Postta bahsedilen olay kalabalık bir belediye otobüsüne binen elinde bastonu olan yaşlı bir amca için kendi de ayakta olan 50-55 yaşlarında ki bir hanımın, 10-12 yaşlarında oturan  bir çocuktan gayet uygun bir dille bu yaşlı amcaya yer vermesini rica etmesi üzerine çocuğun annesinin hiçbir şekilde çocuğunu kaldıramayacaklarını söylemesi ile çıkan tartışma konusunda idi. Hanımefendi bu olayı facebook grubunda paylaşıyordu. Bazı okuyucular hanımefendinin tutumunu onaylarken bazı okuyucular bir yaşlıya yer vermeyi geleneksel, dayatmacı bir tutum olarak tanımlıyorlardı.</p>
<p>Ben bu postu okuduğumda çok üzüldüm çünkü saygı ve nezaket bir değerdir. İnsan olmanın en temel değeri. Siz hiç orman da birbirine saygı gösteren bir aslan gördünüz mü? Ya da bir ayı? Çünkü bu özellikler sadece insanoğluna bahşedilmiş akıl ile mümkündür. İnsanı insan yapan, insanı hayvandan ayıran en temel özellikler.</p>
<p>Değerler, insanı diğer canlılardan ayırdığı gibi aynı zaman da toplumun  birlikte düzen içerisinde yaşamasını da sağlar. Çünkü değerler sayesinde insanlar birbirini sevmeyi, saygı duymayı, dayanışmayı, paylaşmayı öğrenirler. Değerler aile yuvasında öğrenilir. Çocuk  ailesinde günlük hayatın içerisinde aile bireylerinin hem kendi aralarında hem de ailenin toplumla olan iletişiminde  bunları gözlemleyerek öğrenir.  Bunların asıl kazanılması gereken yer ailedir. Okulda da her ne kadar bu değerler çocuklara kazandırılmaya çalışılsa da eğer bu değerler aile de desteklenmiyorsa içselleşmesi pek mümkün olmamaktadır.</p>
<p>Değerlere, toplumun dayatması diye bakamayız. Bu bakış açısı çok sığ bir bakış açısıdır. Çünkü değeler medeniyetin göstergesi olduğu gibi toplumsal yaşamı da düzenler. Bireyler sevgi, saygı, nezaket, paylaşma, yardımlaşma değerleriyle toplumda düzen içerisinde ve güven de yaşarlar. Düşünsenize sevgi ve saygının toplumda tümden yok olduğunu. Böyle bir düzende yaşamak asla mümkün olmayacaktır. Herkesin her şeye hakkı olduğunu düşünmesi ve her şeye sahip olma isteği ile toplumda hareket etmesi nasıl bir kaotik ortam yaratacaktır.</p>
<p>Maalesef ki ülkemizde değerlerimiz çok fazlası ile erozyona uğramış durumda. Eski zamanlar da ki saygı, hoşgörü, paylaşma ve dayanışma maalesef ki günümüzde yok. Ancak değerlerimize sahip çıkmazsak yarınlarımız maalesef ki daha da karanlık olacak.</p>
<p>Otobüste yerinden kalmamasını talep eden bir anne ile büyüyen  bir çocuk bastonu ile ayakta durmakta zorlanan yaşlı bir amcanın ne kadar zor ayakta durduğunu hiç anlamayacak, onunla hiç empati kuramayacak. Onun bu olaydan öğrendiği o,  oturma hakkına sahiptir 80 yaşında bastonlu bir amca ayakta dursa bile. Böyle yetişen bir çocuğun ileri ki yıllarda düşük not veren öğretmenini dövmesi, istediği ilacı yazmadığı için gittiği doktoru bıçaklaması, yemeği tuzlu yaptığı için eşini öldürmesi sizce tesadüf müdür?  Her birin de o haklıdır. Onun bunları yapması için hep bir neden vardır ve hep diğer kişiler suçludur. Ama işin özüne baktığımız da altta yatanın sevgiyi, saygıyı öğrenmemiş, empati yeteneği gelişmemiş yoz bir kimlik olduğudur.</p>
<p>Emek harcamamasına rağmen her şeye hakkı olduğunu düşünen, sırasını beklemek yerine öne geçmeyi uyanıklık kabul eden, başkasının hakkına el uzatmakta beis görmeyen bireylerin yaşadığı bir toplumda hak, hukuk ve adalet olabilir mi, böyle bir toplum da barış içerisinde yaşanabilir mi?</p>
<p>Değerler dayatma ile kazanılamaz zaten dayatma ile değerlerin içselleşmesi de mümkün değildir. Değerler aile yaşantısı içerisinde kazanılır. Ne tahsille, ne para ile elde edilir ya da değişikliğe uğrar. Böyle durumlarda oluşan değişiklikler sadece göstermeliktir. En ufak bir olumsuzlukta kişinin gerçek yüzü ortaya çıkar. Bazen günlük hayatta görürsünüz,  yüksek tahsilli, para ve mevki sahibi biri en ufak bir tartışma da saygısız, küstah birine dönüşür. Ya da son model arabasıyla elinde son model telefonuyla trafikte emniyet şeridinde gitmeyi kendine hak görür veya trafikte bir anda insanların canını hiçe sayan bir trafik magandasına dönüşüverir.</p>
<p>Eğer bir ülkede barış içerisinde yaşamak istiyorsak sevgi, saygı, nezaket gibi toplumda düzen ve birlikte yaşamda ahenk sağlayan değerlerimize sahip çıkmak zorundayız. Onları geçmiş jenarasyonun bir dayatması olarak değerlendiren sığ bakış açısından kurtulalım. Saygı sadece yer vermekle sağlanmaz ama çocuk yorgundu gibi akılcı hale getirmeye çalışmayalım. Saygı gerek yer vermekle öğrenilir gerekse o amcanın ayakta nasıl durduğunu anlamakla. Belki o gün o çocuk gerçekten çok yorgundu. Ancak o otobüste o amcaya yer verebilecek en az daha on genç vardı. Hepsi mi yorgun ya da hasta idi. Anlayacağınız bu yapılan sadece nezaketsizliğe bir bahane yaratabilmektir.</p>
<p>Saygı ve nezaket medeniliğin en büyük göstergesidir. Belki aranızda İsveç, Norveç ya da Japonya’yı ziyaret edenleriniz olmuştur. Gittiğimizde hayran olduğumuz medeni ülkeler. Burada teknoloji, fabrikalar vs. gibi bir medeniyetten bahsetmiyorum. Tüm onların oluşmasını sağlayan daha da alttaki çalışkanlık, disiplin, saygı ve nezaketten bahsediyorum. Orada da eminim insanlar yorgun oluyorlar ya da canları sıkkın oluyor ama trafikte emniyet şeridinde gitme saygısızlığını yapmıyorlar ya da otobüste bir yaşlıya yer vermeme nezaketsizliğini göstermiyorlar. Hatta bazı ülkelerde otobüslerde ön koltuklar yaşlı ve hamilelere ayrılır, o koltuklar boş olsa da,  insanlar ayakta dururlar ama o koltuklara oturmazlar.</p>
<p>Yani sözün özü son model arabalara binip, en son çıkan telefonları kullanarak medeni olunmuyor. İnsanlar sahip oldukları değerleriyle insan olup diğer canlılardan ayrılıyorlar. Eğer embati yeteneği gelişmiş, doğru iletişim kuran, hakkaniyetli, paylaşımcı, saygı ve nezaket kurallarına uyan bir toplumda yaşamak istiyorsak ailelerin çocuklarına sevgi, saygı, yardımlaşma ve paylaşma gibi evrensel değerleri  kazandırmaları bu işin temelidir.</p>
<p>Yaşamınızı saygı ve nezaketin olduğu huzurlu ortamlarda geçirmeniz dileklerimle.</p>
<p>Eğitim ve danışmanlık talepleriniz için aysegulark.com web sitem üzerinden benimle iletişim kurabilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/evrensel-degerler-ve-toplumsal-duzen/">Evrensel Değerler ve Toplumsal Düzen</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kişilik Özellikleri ve Yönetim Tarzları</title>
		<link>https://www.aysegulark.com/yazilarim/anne-baba/kisilik-ozellikleri-ve-yonetim-tarzlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[aysegul]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Jul 2022 14:54:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anne Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetici]]></category>
		<category><![CDATA[Çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[kapsayıcı anne]]></category>
		<category><![CDATA[misillemeci]]></category>
		<category><![CDATA[Narsist]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.aysegulark.com/?p=2400</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kişilik Özellikleri ve Yönetim Tarzları Dünya üzerindeki herkes tek ve biriciktir. Hiç kimsenin genetik yapısı, yetiştiği aile, sosyal çevresinin ona kazandırdığı duygusal örüntüler birbiri ile aynı değildir. Buda her bireyi tek ve biricik kılar. Bireylerin duygusal örüntülerinin birbirinden farklı olması davranışlarının da birbirinden farklı olmasını gündeme getirir. Tüm bu farklılıkların kökeni büyük çoğunlukla bireyin yaşamının [...]</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/anne-baba/kisilik-ozellikleri-ve-yonetim-tarzlari/">Kişilik Özellikleri ve Yönetim Tarzları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kişilik Özellikleri ve Yönetim Tarzları</strong></p>
<p>Dünya üzerindeki herkes tek ve biriciktir. Hiç kimsenin genetik yapısı, yetiştiği aile, sosyal çevresinin ona kazandırdığı duygusal örüntüler birbiri ile aynı değildir. Buda her bireyi tek ve biricik kılar. Bireylerin duygusal örüntülerinin birbirinden farklı olması davranışlarının da birbirinden farklı olmasını gündeme getirir. Tüm bu farklılıkların kökeni büyük çoğunlukla bireyin yaşamının 0-3 yılında veya 3-6 yılları arasında yaşadığı yaşam deneyimleri ile ilgilidir.</p>
<p>Bireyin istenen planlı bir bebek olması ile plansız istenmeyen bir bebek olarak dünyaya gelmesinin kişiye getireceği duygusal örüntüler birbirinden çok farklıdır. Annenin şevkatli, sarıp sarmalayan, sevgisini koşulsuz sunan ama burada da el koyan, nüfuz eden bir yaklaşımdan uzak, kapsayıcı, bebeğin ihtiyaçlarına duyarlı bir anne olmasının duygusal anlamda bireye katkısı sonsuzdur. Böyle bir aile de büyümüş kişi duygusal anlamda dengeli, empati kurabilen, nerede ne yapması gerektiğini bilen, insanlarla sağlıklı iletişim kurabilen, iç disiplini gelişmiş bir birey olacaktır. Böyle bir yönetici ile çalışmanın keyfini düşünsenize. İhtiyaçlarınıza duyarlı, sizi gelişiminiz için destekleyen, duygusal iniş çıkışları olmayan, yetki devri yapmaktan korkmayan, paylaşımcı bir çalışma ortamı sunacaktır size.</p>
<p>Misillemeci, bebeğin ihtiyaçlarına duyarsız, duygusal doyum vermekten uzak sadece bakım veren bir “buzdolabı anne” olmasının çocuktan götürecekleri duygusal anlam da çok büyüktür. Böyle bir çocuğun bir yetişkin olduğunda başkalarıyla duygusal bir alış-verişte bulunabilmesi, onun duygularını anlayabilmesi, onun duygularına hassas olması nerede ise imkansızdır. Böyle bir yönetici ile çalışırsanız sizinle tek iletişimi yaptığınız iş üzerinden olacaktır. Sizin ihtiyaçlarınız onu hiç ilgilendirmeyecek, mutluluğunuzun, mutsuzluğunuzun, üzüntünüzün zerre kadar farkına varamayacaktır.</p>
<p>Sevginin koşullu sunulması, annenin çocuğunu adeta kendi uzantısı gibi görmesi, ona bireyselleşme,  özgürleşme fırsatını vermemesi, kendine bağımlı hale getirmesinin de çocuğa ileri ki yıllar da yükü çok ağır olacaktır.  Sadece başarılı olduğu için sevilen bir çocuğun, yetişkin olduğunda iş yerinde yöneticisinin ilgisini çekebilmesi, ona yaranabilmesi onun için çok önemlidir. Çünkü o sevilmeyi başarı üzerinden öğrenmiştir. Başarılıysa sevileceğine inanmıştır. Onun gözünde başarı için her şey mubahtır. Başkalarına zarar verecek olsa dahi kendi çıkarı için yapmayacağı yoktur. Böyle bir çalışma arkadaşı ya da yönetici ile çalıştığınızı düşünsenize. Sizin adınız sanınız bile okunmaz. O işletmede sadece önemli olan kendisidir ve onu başarılı kılmak için herkes seferber olmak zorundadır. Bu onun en temel hakkıdır.</p>
<p>Misillemeci bir anne ile büyümüş bir birey çalışma ortamında devamlı olarak başkalarının açıklarını kollayan, açıkları bulup ortaya çıkararak diğer kişileri zor durumda bırakmaktan çekinmeyen bir kişi olacaktır. Bu tür bir yönetici ile çalışanların ne denli zor koşullarda çalıştıklarını tahmin etmek hiçte zor değildir.</p>
<p>Narsist bir annenin uzantısı olarak büyüyen çocuk,  ya anne gibi narsist bir kimlik ya da yetersiz, başkalarının kanatlarının altına giren, kendi başına bir işin üstesinden kalkamayan bir yetişkin olacaktır.</p>
<p>Annesinin narsist uzantısı olarak büyümüş, bireyselleşmesine, özgürleşmesine fırsat verilmemiş kişi yetişkin olduğunda sürekli olarak başkalarından onay bekleyen, karar veremeyen, sorumluluk almaktan korkan biri olacaktır. Ya da bunların tam tersi olarak kimliği o denli hasarlı olduğu için tüm bu hasarlarını örtmek için her şeyi bildiğini söyleyen, diğer insanları aşağılayan, yapılan hiçbir işten memnun olmayan, diğer kişileri acımasızca eleştiren bir narsist kimlik olacaktır.</p>
<p>Narsist bir yönetici ile çalışmak belki de dünyada ki en zor işlerden biridir. Ne yaparsanız yapın asla beğenilmeyecek, eleştirilecek ve sizde aşağılanacaksınızdır. Her zaman en doğruyu bilen o olacaktır. Yaptığının yanlış olduğunu söylemeniz durumunda sizi karşı gelmekle, işleri sabote etmekle, işi bilmemekle suçlayacaktır.</p>
<p>Sevginin sınırsız sunulmasının da çocukta ki yansımaları başkalarının ihtiyaçlarına duyarsız, nerede duracağını bilemeyen, her şeyin kendi emrine amade olmasını bekleyen bir yetişkin olması şeklindedir. Böyle bir yönetici ile çalıştığınızda, asla sınırı olmayan, her şeyi talep etme hakkını kendinde gören, diğer kişilere önem vermeyen bir yöneticiniz olacaktır. Böyle bir yönetici işyerinde sizi  ne kadar zorlayacaktır.</p>
<p>Çocuğu sürekli terk etmekle, yalnız bırakmakla, sevmemekle tehdit eden bir annenin çocuktaki görünümü “ne olursa olsun beni terk etme. Ben sensiz var olamam. Sevilmek için her şeyi yaparım. Her şeye razıyımdır.” Bu çocuğun yetişkin olduğunda sevilmek için yapmayacağı yoktur. Onun tek istediği sevilmek, göze girmektir. Göze girmek hayattaki tek emelidir.</p>
<p>O daima babasının gözüne girmeye çalışan küçük bir kız çocuğudur. Asla büyümek istemez. Büyürse babasının sevgisini kaybedecektir. İş yerinde de babanın yerini patron alır. Tek istediği onun gözüne girebilmektir. Böyle bir yönetici ile çalışmak oyun parkında çocuk kaprisi çekmek gibidir. İstekler, talepler çok fazla ama hal ve tavırlar çocuk gibidir. Duygusal iniş-çıkışları çok fazladır. Bir saat önce söylediğinin tersini bir saat sonra sizden talep edebilir.</p>
<p>Aile de sınırların olmaması, çocuğunda sınırları tanımamasına ve nerede duracağını bilememesine sebep olur. Çocuk bir sınır arayışı içerisindedir. Bu sınırsızlık çocuğun üst benlik gelişimini olumsuz yönde etkiler. Arzu ve isteklerinin önünde duramayan, her istediğini, her istediği an yapan bir birey olmasına yol açar. Aile de babanın otorite olarak tanınmaması, pasif bir kişilik sergiliyor olması çocuğun sınır arayışında olmasına ve sınırla karşılaşmadığı sürece de nerede duracağını bilememesine yani gelişmemiş bir üst benlik yapılanmasına sebep olur. Böyle bir yöneticinin iş yerinde ki görünümü doğru ya da yanlış her istediğinin yapılması asla engellenmemesi tarzındadır. Hesapsız risk almayı sever. Asla sorumluluk almaktan hoşlanmaz. İş yapmaktan çok iş yaptırmayı ve övünmeyi seven bir birey şeklindedir .İstekleri ve talepleri sonsuzdur. Her şey onun hakkı imiş gibi davranır.</p>
<p>Sürekli olarak aşağılanan, alay edilen bir kişi ya tamamen silik bir kimlik olacaktır. Ya da bunun tam tersi oldukça dışa dönük, ona yapılan tüm aşağılamaların aksine bunların benliğinde yaptığı hasarları  manik bir savunma ile saklamaya çalışan insanlarla dalga geçen, insanları aşağılayan, sanki hiçbir sorunu sıkıntısı yokmuş gibi devamlı espiri peşinde koşan,  aslında kendisi ile ilgili en ufak bir eleştiriye dayanamayan bir birey olacaktır. Böyle bir yönetici ile işler yolunda iken çok eğlenirsiniz. Sizi çok iyi çalıştırır, sizinle arkadaş gibidir ama en ufak bir hatada asla toleransı yoktur.  Affedici ve destekleyici değildir. Çünkü bilinç altında sizin yaptığınız hatanın bedeli ona çıkacakmış gibi hissedeceğinden, çocukluğunda yaşamış olduğu alay edilmelerin kimliğinde verdiği hasardan dolayı hatayı asla tolere etmeyecektir. Sizinle tüm iyi ilişkilerine rağmen bir anda gemileri yakabilecek durumdadır.</p>
<p>Tüm bu kişilik özellikleri bireylerin 0-6 yaş aralığında yaşadıklarıyla şekillenir ve hayat boyu izleri yaşamında yer alır.  İşyerinizde keyifle çalışacağınız duygusal olarak dengeli, destekleyici, paylaşımcı arkadaş ve yöneticilerle yolunuzun kesişmesi dileklerimle.</p>
<p>Bu yazı psikanalitik bakış açısıyla ve dil günlük hayata uyarlanarak hazırlanmıştır.</p>
<p>Eğitim ve danışmanlık talepleriniz için aysegulark.com web sitem üzerinden benimle iletişim kurabilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/anne-baba/kisilik-ozellikleri-ve-yonetim-tarzlari/">Kişilik Özellikleri ve Yönetim Tarzları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yöneticiler Niçin Donanımlı Çalışanlardan Hoşlanmaz</title>
		<link>https://www.aysegulark.com/yazilarim/yoneticiler-nicin-donanimli-calisanlardan-hoslanmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[aysegul]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Jul 2022 16:28:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetici]]></category>
		<category><![CDATA[Çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[Ekip çalışması]]></category>
		<category><![CDATA[Supermen sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetim yetkinlikleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.aysegulark.com/?p=2396</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yöneticiler Niçin Donanımlı Çalışanlardan Hoşlanmaz Yönetici yetkinlikleri gelişmemiş, özgüveni düşük yöneticiler mesleki anlamda donanımlı çalışanları kendilerine rakip olarak algıladıkları için bu tür çalışanlardan hoşlanmaz ve bir an evvel bu tür çalışanlardan kurtulmanın yollarını ararlar. Meslek hayatı boyunca başka kurumlarda görev yapmamış,  uzun yıllar aynı kurumda görev almış yöneticilerin piyasa koşullarını değerlendirebilmesi, kurumlar arasında bir karşılaştırma [...]</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/yoneticiler-nicin-donanimli-calisanlardan-hoslanmaz/">Yöneticiler Niçin Donanımlı Çalışanlardan Hoşlanmaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yöneticiler Niçin Donanımlı Çalışanlardan Hoşlanmaz</strong></p>
<p>Yönetici yetkinlikleri gelişmemiş, özgüveni düşük yöneticiler mesleki anlamda donanımlı çalışanları kendilerine rakip olarak algıladıkları için bu tür çalışanlardan hoşlanmaz ve bir an evvel bu tür çalışanlardan kurtulmanın yollarını ararlar.</p>
<p>Meslek hayatı boyunca başka kurumlarda görev yapmamış,  uzun yıllar aynı kurumda görev almış yöneticilerin piyasa koşullarını değerlendirebilmesi, kurumlar arasında bir karşılaştırma yapma şansı düşük olmaktadır. Özellikle mezun olur olmaz bir kuruma başlamış ve uzun yıllar aynı kurumda görev yapmış kişilerde kurum bağlılığı yüksek olmasının yanı sıra “en iyi kurum burasıdır. En doğru iş bu kurumda yapılır” mantığı oluşmuştur. Bundan dolayı kuruma yeni katılan çalışanların önerilerini dikkate almaz, aynı işi aynı şekilde yapmaya devam etmeyi tercih ederler. Bu durum biraz en iyisinin bu kurumda yapıldığına inanmalarından, biraz da alıştıkları şeyleri alıştıkları şekilde yapmayı tercih etmelerinden böylece konfor alanlarının dışına çıkmayı istememelerinden dolayıdır. Çünkü yeni bir şey deneyerek risk almazlar, böylece başarısız olma olasılığı da ortadan kalkmış olacaktır.</p>
<p>Farklı kurumlarda çalışmış, farklı kurumları tanımış çalışanlar yeni katıldıkları kurumu diğer çalıştıkları kurumlarla karşılaştırma, eksiğini fazlasını görme şansına sahiptirler. Bu sebepten dolayı kuruma yeni katılmış bu çalışanlarda işletme körlüğü oluşuncaya kadar geçecek yaklaşık iki yıl süresince gelecek eleştirilere gereken değer verilmeli ve bu eleştiriler gelişim fırsatı olarak değerlendirilmelidir. Genellikle bu nokta da uzun yıllar aynı kurumlarda çalışmış olanlar duygusal davranarak bu eleştirileri değerlendirmek yerine, hiç profesyonelce olmayan bir yönetim tarzı ile bu eleştirileri getirenlere cephe almayı, gönül koymayı tercih ederler.</p>
<p>Donanımlı çalışanlar kurum içerisindeki yolunda gitmeyenleri daha kolay farkına varıp yapılması gerekenler konusunda daha akılcı çözüm önerileri getirebilmektedirler. Tüm bunlar kurum için çok pozitif olmasına rağmen donanımları yetersiz olan yöneticiler bunu karalama girişimi olarak değerlendirebilmekte, bu çalışana olumsuz bakış açısı geliştirebilmektedirler.</p>
<p>Yetkin çalışanlar görev ve sorumluluk almayı severler. Bu sayede hem kendi gelişimine katkı sağlayacaklarına hem de kuruma artı değer sağlamış olacaklarına inanırlar. Ancak yetkinlikleri gelişmemiş olan yöneticiler görev ve sorumluluk vermeye gönüllü olmalarına karşın bu görevi yerine getirebilmesi için yetki devri yapmaya gönüllü değillerdir ve çalışanın inisiyatif kullanmasına asla sıcak bakmazlar. Yapılacak her şey için kendisinden onay alınmasını ister ve beklerler. Bu da yetkin bir çalışan için zorlayıcı ve bir o kadar da kendisine güvenilmediğini hissettiren can sıkıcı bir durumdur. Bu denli sınırlandığını hisseden çalışan bir dönem sonra iş motivasyonunda kayıplar yaşamaya başlayacak, yaptığı işten keyif almaz hale dönüşecektir.</p>
<p>Yetkinlikleri sınırlı yöneticiler arasında bir de kendi yetersizliklerini farkında olmadan uyanık geçinenler vardır. Bunlar asla herhangi bir sorumluluk almak istemezler. Yapılacak işleri ekiplerindekilere yaptırıp bundan bahsetmeden tüm işi kendileri yapmış gibi gösterirler. Hata ya da eksik olduğunda da bunu hemen ekiplerine mal ederler. Ekipleri içerisinde iş yapan, göze batan çalışkan kişileri kendileri için tehdit olarak algılayarak çevrelerinden uzaklaştırmayı seçerler. Ekipleri genellikle vasat çalışanlardan oluşur. Kendi konfor alanlarından çıkıp yeni bir şeyler denemeyi ret ederler. Söylemleri de “eski köye yeni adet getirip, iş çıkartmayın” dır.  Onlar sadece söyleneni yapmayı seçerler. Söylenen dışında hiçbir şey yapmayı istemezler. Suya sabuna dokunmadan varlıklarını sürdürmeyi yeğlerler.</p>
<p>Yapılması gereken işlerle ya da ifade edilmesi gerekenlerle ilgili konuşmak yerine başkalarını öne sürerek, sessiz kalmayı tercih ederler. Bu tür durumlarda öne sürdüğü kişilere destek vermek yerine, bir anda üst düzey yöneticinin yanında yer alırlar ve söylenenin ya da yapılanın ne kadar yanlış olduğu konusunda söylemlerde bulunurlar. Onların bakış açısı “bana dokunmayan yılan bin yaşasındır” Bu tür yöneticiler için donanımlı çalışanlar potansiyel birer tehlikedir. Her an eksik yaptıklarının görülme olasılığı söz konusudur. Burada da savunma bizim kurumumuzda yapılacak her şey bellidir. Bunların ışında yeni bir şey yapılması istenmez şeklindedir.</p>
<p>Bir de kurumsallığa sığınan yöneticiler vardır. Yetkinlikleri o denli sınırlıdır ki yeni bir şey üretmek ya da yeni bir uygulamayı denemek, başarısız olabilecekleri kaygısından dolayı bu kişiler için imkansızdır.  Buna kılıf olarak “burası kurumsal bir yapı, burada her şey her yerde aynı yapılır” savunmasıdır. Aynı hata ya da eksiğin giderilmesi yerine aynı şekilde hatalı ya da eksik olarak yapılmasına devam edilir. Kurumsallık tanımı ile hiç alakası olmamasına rağmen buna kurumsallık denilir. Bu ancak kişilerin birbirini kandırma çabasıdır. Böyle bir ortam için donanımlı bir çalışan ciddi bir dezavantajdır. Kısa sürede yolunda gitmeyenleri fark edecek ve dile getirecektir. Yetkinleri sınırlı olan bir yönetici için bu çok dezavantajlı bir durumdur ve bu çalışandan anında kurtulmak gerekmektedir.</p>
<p>Donanımlı çalışandan hoşlanmayan bir de “Süpermen Sendromu” sahibi yöneticiler vardır. Bu yöneticiler “her şeyi en iyi onlar bilir. Her şeyi en iyi onlar yapar” yanılgısına sahiptirler. Onlara hatalarını ya da eksiklerini söylemek imkansızdır. Bunu asla kabul etmezler. Bir de bunu dile getiren kişiyi hadsiz ya da küstah olarak nitelerler. Onlara göre bu kişiden acilen kurtulmak gerekmektedir. Aslında burada üzerinde durulan asla kurumun faydası değil, yöneticinin kırılgan narsist kimliğidir.</p>
<p>Çalışacağınız kurumlarda değerinizi bilecek,  donanımlı yöneticilerle karşılaşmanız dileğiyle.</p>
<p>Eğitim ve danışmanlık talepleriniz için aysegulark.com web sitem üzerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/yoneticiler-nicin-donanimli-calisanlardan-hoslanmaz/">Yöneticiler Niçin Donanımlı Çalışanlardan Hoşlanmaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eğitim Kurumlarında Korku Kültürü ve Yönetim</title>
		<link>https://www.aysegulark.com/yazilarim/egitim-kurumlarinda-korku-kulturu-ve-yonetim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[aysegul]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jun 2022 14:22:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetici]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal denge]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Korku kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetici yetkinlikleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.aysegulark.com/?p=2379</guid>

					<description><![CDATA[<p>Korku Kültürü ve Yönetim Ekip olma, empati, sağlıklı iletişim gibi yönetim yetkinlikleri gelişmemiş yöneticiler ekiplerini yönetebilmek için genellikle kurum içerisinde “korku kültürü” oluştururlar. Bu sayede hiçbir sorun ona duyurulmadan halledilmeye çalışılır. Her şey doğru ya da yanlış olmasına bakılmaksızın onun istediği gibi yapılır. Bu sayede çalışanlar onun hışmından kendini koruduğunu zanneder oysa ki gerçek olan [...]</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/egitim-kurumlarinda-korku-kulturu-ve-yonetim/">Eğitim Kurumlarında Korku Kültürü ve Yönetim</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Korku Kültürü ve Yönetim</strong></p>
<p>Ekip olma, empati, sağlıklı iletişim gibi yönetim yetkinlikleri gelişmemiş yöneticiler ekiplerini yönetebilmek için genellikle kurum içerisinde “korku kültürü” oluştururlar. Bu sayede hiçbir sorun ona duyurulmadan halledilmeye çalışılır. Her şey doğru ya da yanlış olmasına bakılmaksızın onun istediği gibi yapılır. Bu sayede çalışanlar onun hışmından kendini koruduğunu zanneder oysa ki gerçek olan kendi talebi olsa dahi yanlış olanların bedeli yine çalışanlara çıkacaktır. Çünkü o mükemmel ve en iyisini bildiğini zanneden tüm güçlü bir kimliktir. Aslında yetkinliklerinin yetersiz olduğunun farkındadır ama kişilik gelişiminde öyle hasarlar vardır ki bunlarla başa çıkabilmek ve dağılmamak için bunları inkar eder veya görmezden gelerek, kendine sahte bir kendilik yaratıp her şeyi yapan, güçlü bir kimlik rolünü oynamaktadır.</p>
<p>Unutmamak gerekir ki korkutulan korkutur, aşağılanan aşağılar. Yani kişi yaşadığını yaşatır. Kontrol etmeyi en çok seven yöneticiler özgüvenleri en düşük yöneticilerdir. Çünkü çalışanlarına güvenmezler. Onların yetkinliklerini yetersiz görüp, onları aşağılarlar. Sürekli ekibinin hiçbir şeyi tam yapamadığından, kendisi denetlemese her şeyin berbat olacağından bahsederek kendilerini vazgeçilmez göstermeye çalışırlar. Asıl olan ise işleri ekip üyelerinin yaptığı, buna rağmen sürekli eleştirilmeleridir .</p>
<p>Kontrolcü yöneticiler ekip arkadaşlarına görev vermelerine karşın asla inisiyatif kullanma hakkı vermezler. Hataları asla affetmezler. Hataya toleransları hiç yoktur. Böyle bir ortamda çalışanlar da zaman içerisinde kendilerine güvensizlik gelişir. Kendilerini beceriksiz ve köşeye sıkışmış hissederler. Hiçbir şekilde kendi yeteneklerini geliştireceği bir fırsat sunulmadığı için kişi de iş doyumunda azalma  başlar. Bu aynı zamanda yapılan işin kalitesini de olumsuz yönde etkiler. Mutsuz bir öğretmenin sınıfa girdiğinde  mutlu taklidi yapabilmesi, motivasyonu yerlerde olan bir çalışanın, yüksek standartta bir performans göstermesi ne kadar mümkündür.  Bir süre sonra kurumdan kopmalar, işten ayrılmalar başlar. Bu durumda da yöneticinin savunması “ zaten o çıkmasa ben çıkaracaktım. Bunu hissettiği için kendisi gitmeyi tercih etti” şeklindedir. Eğer etik bir işten ayrılma görüşmesi de yapılmıyorsa kimse bu yöneticinin eksiklerini ve ekibine yaptığı olumsuzlukları yıllarca farkına varmayacaktır.</p>
<p>Aslında sürekli kontrol eden ve ekibine güvenmeyen yöneticiler ekip üyelerinin gelişimini olumsuz etkilediği gibi işin kalitesini de olumsuz etkilerler.  Çalışanların hata yapacağım kaygısı ve kontrolcü yöneticinin bireysel katkıları görmezden gelmesi burada etkili olmaktadır.</p>
<p>Yetkinlikleri yetersiz olan yöneticiler ekiplerinden uzak durmaya çalışırlar ve ulaşılmaz olmayı tercih ederler. Ekibi ile samimi ilişkiler kurmanın onların otoritesini sarsacağını düşünürler. Ekiplerine yakın olduklarında ekip üyelerinin onu suiistimal edeceğini ve artık sözünü dinletemeyeceğini var sayarlar. Sürekli olarak ekibinin yetersizliklerinden bahsederler.</p>
<p>Ekibi içerisinde çalışkan ve parlamaya, kendini göstermeye çalışanları kendileri için tehdit olarak algılarlar. Bunun için bu kişileri bertaraf etmenin yollarını ararlar. İş görüşmelerinde ekiplerine yetkin ve donanımlı çalışanları seçmek yerine yeni mezun veya yetkinlikleri sınırlı çalışanları seçmeyi tercih ederler. Böylece yerlerini garanti altında tutmayı hedeflerler. Ancak burada da bambaşka bir tehditle karşı karşıya kalırlar. Yapılan iş verimsiz ve tek düze olmaktadır. Sürekli olarak bundan da şikayet ederler. Ekiplerini diğer ekiplerle kıyaslayarak ne kadar kötü bir ekibe sahip olduklarını bu başarının bile kendi çabalarıyla gerçekleştiğini dile getirirler. Diğer ekiplerde ki yetişmiş çalışanları ekiplerine katmaya çalışırlar ancak iş ciddiye döndüğünde bu kişileri de kendileri için tehdit gibi algılayarak onların üzerinde de baskı kurmaya ve onları yıldırmaya çalışırlar.</p>
<p>Ancak gerçek olan şudur. Ekibinize güvenmezseniz Onlara layık oldukları değeri vermezseniz. Onları iş yapmaları için motive edip, gelişim için yüreklendirmezseniz, hataya toleranslı olmazsanız, yapılacak işi net belirtmez, kişilerin inisiyatif kullanmasına fırsat vermezseniz yani onları iş yapmak için yüreklendirip harekete geçirmezseniz, korku kültürü yaratarak sahte bir itaat ve saygı ortamı yaratırsınız. Fakat bu durum kağıttan kaleler gibidir. En ufak bir rüzgar  da uçup giderler.</p>
<p>Onun için öncelikle yönetici olarak çalışacak kişilerin dengeli bir duygusal dünyaya sahip olması, duygusal iniş, çıkışlarının olmaması, yönetici yetkinliklerinin gelişmiş, sorumluluk alan, inisiyatif kullanabilen, ekip çalışmasına yatkın kişiler olması yapılacak işi verimli kıldığı kadar, çalışanların motivasyonunu yüksek tutacak ve kurum bağlılıklarını arttıracaktır. Bu da beraberinde kurumunu seven,  mutlu,  kurum başarısı için emek harcayan çalışanlar ve beraberinde kurum başarısı getirecektir.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki fark yaratılan işler fark yaratmaya istekli çalışanlarla sağlanır. Fark yaratmak isteyen çalışanlar, fark yaratmaya gönüllü yöneticilerle fark yaratırlar.</p>
<p>Her zaman fark yaratmak isteyen bir çalışan olarak, fark yaratmak isteyen bir yönetici ile yolunuzun kesişmesi dileklerimle.</p>
<p>Eğitim ve danışmanlık talepleriniz için aysegulark.com web sitem üzerinden benimle iletişim kurabilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/egitim-kurumlarinda-korku-kulturu-ve-yonetim/">Eğitim Kurumlarında Korku Kültürü ve Yönetim</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşyerinde Psikolojik Taciz</title>
		<link>https://www.aysegulark.com/yazilarim/isyerinde-psikolojik-taciz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[aysegul]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Jun 2022 18:31:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetici]]></category>
		<category><![CDATA[Çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[Mobbing]]></category>
		<category><![CDATA[Psikolojik taciz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.aysegulark.com/?p=2374</guid>

					<description><![CDATA[<p>İŞYERİNDE PSİKOLOJİK TACİZ İşyerinde psikolojik taciz diğer adı ile Mobbing işyerinde bireylere üstleri, eşit düzeydeki çalışanlar veya astları tarafından sistematik biçimde uygulanan her tür psikolojik taciz, kötü muamele, tehdit, şiddet, aşağılama gibi davranışları ifade etmektedir. Çalışma yaşamında mobbing kavramı ilk kez, 80’li yılların başında İsveçli endüstri psikoloğu Heinz Leymann tarafından kullanılmıştır. Mobbing kişiye uygulanan rahatsız [...]</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/isyerinde-psikolojik-taciz/">İşyerinde Psikolojik Taciz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İŞYERİNDE PSİKOLOJİK TACİZ </strong></p>
<p>İşyerinde psikolojik taciz diğer adı ile Mobbing işyerinde bireylere üstleri, eşit düzeydeki çalışanlar veya astları tarafından sistematik biçimde uygulanan her tür psikolojik taciz, kötü muamele, tehdit, şiddet, aşağılama gibi davranışları ifade etmektedir.</p>
<p>Çalışma yaşamında mobbing kavramı ilk kez, 80’li yılların başında İsveçli endüstri psikoloğu Heinz Leymann tarafından kullanılmıştır.</p>
<p>Mobbing kişiye uygulanan rahatsız edici davranışların sürekli olması durumudur. Bu tür davranışlar bir kez yapıldığında belki üzerinde durulmayabilir. Ancak sürekli olması durumunda kişiyi mutsuz etmeye ve kişide stres yaratmaya başlar.</p>
<p>Mobbingle mücadelede mobbinge sebep olan davranışların tanınması çok önemlidir. Bir işyerinde mobbingin varlığına işaret eden belirtiler, davranışsal düzeyde ve fizyolojik olmak üzere,  iki grupta ele alınmaktadır.</p>
<p>Davranışsal düzeyde olanlar;</p>
<p>Kişi, işle ilgili önemli gelişmeler ve haberlerin dışında bırakılır.</p>
<p>Kişinin arkasından çeşitli söylentiler çıkarılır; kulaktan kulağa fısıltılar yayılır.</p>
<p>Kendisine yetenek ve becerilerinin çok altında veya uzmanlık alanına girmeyen işler verilir.</p>
<p>Birey, her yaptığı işin ince ince gözlendiğini hisseder.</p>
<p>İşe geliş gidiş saatleri, telefon konuşmaları, çay ya da kahve molasında geçirdiği zaman ayrıntılarıyla kontrol edilmektedir.</p>
<p>Birey, diğerleri tarafından sürekli eleştirilir veya küçümsenir.</p>
<p>Birey, sözlü veya yazılı soru ve taleplerine yanıt alamaz.</p>
<p>Birey, üstleri veya iş arkadaşları tarafından kontrol dışı tepki göstermeye kışkırtılır.</p>
<p>Birey, şirketin özel kutlamaları veya diğer sosyal etkinliklerine kasıtlı olarak çağrılmaz.</p>
<p>Bireyin dış görünüşü veya giyim tarzıyla alay edilir.</p>
<p>Bireyin işle ilgili tüm önerileri reddedilir.</p>
<p>Kendisinden daha alt düzeydeki görevlerde çalışanlardan daha düşük ücret alır.</p>
<p>İşyerinde mobbing davranışında bu belirtilerin hepsinin bulunması şart değildir. Ancak bu davranışların kasıtlı ve sürekli olarak tekrarlanması, mobbing’in ortaya çıkmasına ve sonuç olarak bireyin iş yaşamından uzaklaşmasına neden olur.</p>
<p>Mobbingin fizyolojik belirtileri ise;</p>
<p>Beyinle ilgili: Sıkıntı, panik atak, depresyon, yarım baş ağrısı, baş dönmesi. Hafıza kaybı, dikkati toplayamama ve uykusuzluk.</p>
<p>Deriyle ilgili: Kaşınma, kızarma, pullanma veya döküntü gibi deri hastalıkları.</p>
<p>Gözlerle ilgili: Ansızın göz kararması, görmede bulanıklık.</p>
<p>Boyun ve sırtla ilgili: Boyun kaslarında ve sırtta ağrı.</p>
<p>Kalple ilgili: Hızlı ve düzensiz çarpıntılar, kalp krizi.</p>
<p>Eklemlerle ilgili: Titreme, terleme, bacaklarda halsizlik hissetme, kas ağrıları.</p>
<p>Sindirim sistemiyle ilgili: Yanma, ekşime, hazım zorluğu gibi mide rahatsızlıkları, ülser.</p>
<p>Solunum sistemiyle ilgili: Nefessiz kalma, nefes alamama gibi solunum sorunları.</p>
<p>Bağışıklık sistemiyle ilgili: Organizmanın savunma yapılarında zayıflama, hastalıklara çok çabuk yakalanabilmedir.</p>
<p>Her birey mobbing kurbanı olabilir. Bunun için herhangi bir özelliğinin olmasına gerek yoktur. Ancak mobbing uygulayan kişilerin belirgin bazı özellikleri bulunmaktadır. Toplumda en fazla rastlanılan mobbingçi tiplerine bir göz attığımızda;</p>
<p>Narsisist Mobbingciler; kendilerini büyük bir güç, engin bir deha,   kusursuz bir güzellik ve mükemmel bir varlık olarak gördükleri için, her şeyi hak ettiklerine inanırlar.</p>
<p>Hiddetli, Bağırgan Mobbingciler;  bu kişiler, içlerindeki öfkeyi engelleyemedikleri ve problemleriyle başa çıkmayı başaramadıkları için başkalarıyla uğraşırlar. Kişilerin duygu ve düşüncelerini aşağılarlar. Hedef aldıkları kişileri, işlerini kaybetmek veya işlerini değiştirmekle tehdit ederler. Her şeyin onların söylediği şekilde yapılmasını isterler ve sık sık amirin veya patronun kendileri olduğunu hatırlatırlar.</p>
<p>İki Yüzlü Yılan Mobbingciler;  başkalarının üstünlüğünü, başarılarını ve yükselmelerini hazmedemedikleri için devamlı yeni kötülüklerin peşindedirler. Karşısındakini strese sokmak ve mahvetmek için devamlı yeni yollar ararlar. Yaptıkları her şeyin çok iyi bilincindedirler. Saldırganlıklarını gizlemek için sürekli gülümserler. Arada bir iyilikler de yaparlar. Başkalarına kendilerini iyi gösterirken hedeflerine karşı sürekli kaba davranışlarda ve olumsuz yorumlarda bulunurlar.</p>
<p>Megaloman Mobbingciler; kendilerine güvensizliklerini, başkalarına karşı kıskançlık, nefret ve saldırganlık şeklinde yansıtırlar.</p>
<p>Hayal Kırıklığına Uğramış Mobbingciler; çalışma yaşamı dışında yaşanan tüm olumsuz duygular, tüm yetersizlikler veya kötü deneyimler, bu mobbingciler tarafından işyerinde başkalarına yansıtılır. Daima başkalarına karşı kıskançlık ve haset duyguları mevcuttur.</p>
<p>Mobbing İzleyicileri ise mobbing sürecinde izleyici olarak rol alanlar, iş arkadaşları, amirler ve yöneticiler gibi sürece doğrudan doğruya karışmayan, ancak bir şekilde süreci algılayan, yansımalarını yaşayan, bazen de sürece katılan kişilerdir.</p>
<p>Mobbing bazen bir örgüt tarafından da bir örgüt stratejisi olarak da uygulanabilmektedir. Çalışana örgüt stratejisi olarak uygulanan psikolojik tacizin, o işyerine getireceği zarar, çoğu kez böyle bir yola başvuran yönetim veya işveren tarafından değerlendirilip hesaplanmamaktadır. Eğer çalışan kendine uygulanan psikolojik tacize ne kadar fazla direnirse, firmanın ödeyeceği bedel de o kadar fazla olacaktır.  Uygulanan psikolojik tacize yıllarca direnen insanlar vardır. Çünkü bu kişiler için iş, çok büyük önem taşımaktadır. Böyle durumlarda firma, kendi hazırladığı ve uyguladığı oyunun ekonomik yükü altında ezilirken, birey de, günden güne sağlığını yitirmektedir.</p>
<p>Mobbing işletmelere, topluma ve ülke ekonomisine zarar vermektedir. İşveren açısından ortaya çıkan hasarlar, öncelikle ekonomik niteliktedir. Kişinin sık, sık rapor alması veya işteki performans düşüklüğü gibi ya da işten ayrılırken alacağı yüklü tazminatlar gibi işletmeye ekstra ekonomik yük getirmektedir. Ancak bunun yanında ağır sosyal sonuçların oluşması da kaçınılmazdır. Kurum hakkında olumsuz söylemlerde bulunulması, itibarın zedelenmesi gibi.</p>
<p>Bütün çalışanların birbirlerine saygılı davrandığı bir işyeri kültürü oluşumunu sağlamak, mobbing davranışının ortaya çıkışını en aza indirgemeye yardımcı olmaktadır. İşyerinde psikolojik tacizle mücadelede en önemli husus, soruna ilişkin farkındalığın, mağdurun kendisi tarafından olduğu kadar; işveren, iş arkadaşları ve nihayet tüm toplum tarafından aynı önemde sağlanmış olmasıdır. Konuyla ilgili herkes, işyerinde psikolojik tacizi durdurmak için bir şeyler yapmalı ve mücadele etmelidir. Bu noktada konuyla ilgili olarak kamuoyunun bilinçlendirilmesi ve duyarlılığının arttırılması da çok önemli yer tutmakta.</p>
<p>Çalışma hayatınız boyunca mobbing gibi olumsuzlukları hiç yaşamamanız dileklerimle.</p>
<p>Eğitim ve danışmanlık talepleriniz için aysegulark.com web sitem üzerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/isyerinde-psikolojik-taciz/">İşyerinde Psikolojik Taciz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eğitim Kurumlarında Bazı Yöneticiler Neden Kurumsal Hafızayı Yok Eder </title>
		<link>https://www.aysegulark.com/yazilarim/egitim-kurumlarinda-bazi-yoneticiler-neden-kurumsal-hafizayi-yok-eder/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[aysegul]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Jun 2022 17:50:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetici]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Yöneticisi]]></category>
		<category><![CDATA[ISO 9001]]></category>
		<category><![CDATA[Kurum hafızası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.aysegulark.com/?p=2366</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğitim Kurumlarında Bazı Yöneticiler Neden Kurumsal Hafızayı Yok Eder  Kurum hafızası kurumun kurulduğu günden şu ana kadar sahip olduğu tüm bilgi ve deneyimlerinden elde ettiği verilerin saklanması, gerektiğinde tekrar kullanılabilmesidir. Kurumsal hafızaya veri sağlayan pek çok faktör vardır. Bunlar çalışanlar, iş ortakları, hatta tüm paydaşlardır. Kurumsal hafıza kurumun geleceğini planlayabilmek için büyük bir öneme sahiptir. [...]</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/egitim-kurumlarinda-bazi-yoneticiler-neden-kurumsal-hafizayi-yok-eder/">Eğitim Kurumlarında Bazı Yöneticiler Neden Kurumsal Hafızayı Yok Eder </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Eğitim Kurumlarında Bazı Yöneticiler Neden Kurumsal Hafızayı Yok Eder  </strong></p>
<p>Kurum hafızası kurumun kurulduğu günden şu ana kadar sahip olduğu tüm bilgi ve deneyimlerinden elde ettiği verilerin saklanması, gerektiğinde tekrar kullanılabilmesidir. Kurumsal hafızaya veri sağlayan pek çok faktör vardır. Bunlar çalışanlar, iş ortakları, hatta tüm paydaşlardır. Kurumsal hafıza kurumun geleceğini planlayabilmek için büyük bir öneme sahiptir.</p>
<p>Kurumlar da bilgi ve deneyimlerden elde edilen veriler kayıt altına alınarak kurumsal hafıza oluşturulmaktadır. Kurumsal hafızanın oluşturulmasında verilerin kayıt altına alınması büyük öneme sahiptir. Bunun için bazı eğitim kurumları ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi gibi profesyonel yönetim sistemini kullanmaktadır. Bu sayede işleyişte ki bilgi ve veriler kayıt altına alınmaktadır.  İster bu tür belirlenmiş bir sistemi kullanarak, gerekse bilgi, belge ve verileri düzenlemek için gerekli olan süreçler ile dijital ortam ve yönetim portalını kurduktan sonra tüm verileri kayıt altına almak ve ihtiyacı olanların kullanıma sunmak çok kolay olacaktır.</p>
<p>Sistemler kadar kurumlarda çalışanlarda kurum hafızasını oluşturan ve anlamlandıran ögelerdir. Eğitim kurumlarında kurumsal hafızayı oluşturan en güçlü insan kaynağını yönetici ve öğretmen kadrosu oluşturmaktadır. Özellikle yönetici kadrosu eğitim kurumu içerisindeki tüm işleyişi düzenleyen gruptur. Onun için yönetici kadrosunun kurumun hafızasında önemli bir rolü bulunmaktadır.</p>
<p>Kurum dışından gelen ve göreve yeni başlayan üst düzey yöneticilerin yaptığı ciddi hatalardan biri kurum içerisinde uzun yıllar geçirmiş eski çalışanları işletme körlüğü oluşmuştur düşüncesiyle işten çıkarak kurum hafızasındaki insan kaynağını yok etmeleridir. Kurumlarda tüm eski kadronun bir anda tasfiye edilmesinin getireceği çok ciddi eksik ve hatalar söz konusu olmaktadır.</p>
<p>Kurum hafızasının yok edilmesinde en önemli sebeplerden biri yeni atanan yöneticinin “Süpermen Yönetici Sendromuna” sahip olmasıdır. “Her şeyi ben bilirim” anlayışında olan bu yönetici tipi tüm çalışanlardan işleri onun istediği gibi yapmalarını ister. Burada kurum hafızasına sahip eski çalışanlar istenilenlerle ilgili geçmiş deneyimlere dayanarak olumsuz geri bildirim verdiklerinde bu tip yöneticiler bu durumu verilen emirlere karşı çıkma ya da kendilerini sabote etme olarak algılayarak eski çalışanları ekarte etmenin yolunu aramaya başlarlar. Burada ki en büyük dayanak eski çalışanlarda oluşmuş işletme körlüğü ve konfor alanlarının dışına çıkmak istememeleri söylemleridir. Bu sayede işten çıkarılan eski çalışanlarla birlikte kurum hafızasının insan kaynağı da yok edilmiş olur. Böylece yeni verileri eski verilerle kıyaslamak ve anlamlandırmak kendiliğinden ortadan kalkmış olur.</p>
<p>Ayrıca Süpermen Sendromuna sahip yöneticiler sadece kurum hafızasındaki insan faktörünü yok etmekle kalmaz kurum içerisinde yetenekli ve parlayabilecek çalışanları da kendileri için tehdit olarak algılayarak  bunları da saf dışı bırakmanın yollarını ararlar.</p>
<p>Özellikle eğitim kurumlarında alan dışı yapılan üst düzey yönetici atamalarında yapılan hatalardan bir diğeri de eğitim kurumunu diğer işletme tipleri ile karıştırmak ve verimliliği bir sınıfa sığan maksimum öğrenci sayısı X şube sayısı olarak değerlendirmektir. Oysa ki bir eğitim kurumunun verimliliği yetiştirdiği öğrencinin kalitesi yani öğrencinin akademik, sosyal, duygusal, kişilik ve etik değerlere sahip olması belirler. Bundan dolayı eğitim kurumunun verimliliğinin ve karlılığının diğer işletmelerle karıştırılmaması önemlidir. Burada da kurum hafızası yapılması gerekenler konusunda yol gösterici olacaktır. Geçmiş yıllardaki şube ve öğrenci sayıları, veli memnuniyet anketleri, öğrencilerin ulusal ve uluslararası sınavlardaki başarıları gibi konulardaki veriler ihtiyaçlar ve yapılması gerekenler konusunda belirleyici olacaktır.</p>
<p>Kurum hafızası kayıtlı bilgi ve verilerden oluşuyor olsa bile bu bilgi ve verilerin anlamlandırılmasında o proje, etkinlik veya çalışmalarda görev alan kişiler stratejik bir öneme sahiptir. Ancak yeni atanan yetkinlikleri sınırlı yönetici için tüm bunlar yetkinliklerinin değerlendirilmesi gibi algılandığından rahatsız edici olmaktadır. Çünkü sadece sayısal verilerle bir şeyi anlatmak “ yorumcunun bardağın dolu tarafından mı, yoksa boş tarafından mı baktığına göre farklılık göstermektedir. Bundan dolayı kurum hafızasındaki insan kaynağı burada önemli olmaktadır.</p>
<p>Kurum hafızasının silinmesi pek çok yönetici için bir felaket olmasına rağmen yetkinlikleri sınırlı yeni atanan bir yönetici için bulunmaz bir nimettir. Çünkü bu sayede yaptıklarını karşılaştırabilecek bir veri olmayacaktır. Bu sayede kendi yaptıklarını başarı gibi sunma şansı artacaktır.</p>
<p>Yetkinlikleri sınırlı, alan bilgisi yeterli olmayan yöneticiler genellikle hatanın görülmeyeceği, başarı ve başarısızlığın ortaya çıkmasının uzun zaman alacağı alanlarda yenilik yapmayı tercih ederler. Bu genellikle eğitim kurumlarında anaokullarıdır. Çünkü burada başarı ulusal ya da uluslararası bir sınavla ölçülmez, öğrencilerin yaşı küçük olduğu için ailelerinde beklentisi oldukça sınırlıdır. Bundan dolayı eğitim kurumlarına alan dışı yapılan üst kademe yönetici atamalarından sonra yapılan ilk iş anaokulu programını ve uygulamalarını değiştirmektir. Ayrıca anaokulları kurum hafızası en zayıf birimlerdir. Bunun için elde edilecek verileri karşılaştırabilecek veriler de çok azdır. Onun için başarı ya da başarısızlığı yorumlamak oldukça güçtür.</p>
<p>Çalıştığınız kurumlarınızda yeteneklerinizi ortaya çıkaracak, cesaretlendirici bir ortamda uzun yıllar verimli ve başarılı çalışmalar yapmanız dileklerimle.</p>
<p>Eğitim ve danışmanlık talepleriniz için aysegulark.com web sitem üzerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/egitim-kurumlarinda-bazi-yoneticiler-neden-kurumsal-hafizayi-yok-eder/">Eğitim Kurumlarında Bazı Yöneticiler Neden Kurumsal Hafızayı Yok Eder </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
