<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Anne Baba - Ayşeg&uuml;l Ark</title>
	<atom:link href="https://www.aysegulark.com/egitim-uzmani/yazilarim/anne-baba/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.aysegulark.com/egitim-uzmani/yazilarim/anne-baba/</link>
	<description>Kişisel Web Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 02 Sep 2024 21:33:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.1</generator>
	<item>
		<title>Etkili İletişim Stratejileri</title>
		<link>https://www.aysegulark.com/yazilarim/etkili-iletisim-stratejileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[aysegul]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Oct 2022 18:51:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anne Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetici]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[ergen]]></category>
		<category><![CDATA[etkili iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim hataları]]></category>
		<category><![CDATA[nutuk çekme]]></category>
		<category><![CDATA[öğüt verme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.aysegulark.com/?p=2446</guid>

					<description><![CDATA[<p>Etkili İletişim Stratejileri Hepimiz zaman zaman karşımızda ki kişi tarafından anlaşılmadığımızı düşünür ya da karşımızda ki kişinin söz ve davranışlarına bir anlam veremediğimizden şikayet ederiz. Burada ki temel sorun iletişimin doğru kurulamamış olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü burada ifade edilenle, anlaşılan birbirinden farklı anlama sahiptir. İletişimde, ne söylediğiniz kadar, nasıl söylediğiniz, ne zaman söylediğiniz, hangi ortamda söylediğiniz [...]</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/etkili-iletisim-stratejileri/">Etkili İletişim Stratejileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Etkili İletişim Stratejileri</strong></p>
<p>Hepimiz zaman zaman karşımızda ki kişi tarafından anlaşılmadığımızı düşünür ya da karşımızda ki kişinin söz ve davranışlarına bir anlam veremediğimizden şikayet ederiz. Burada ki temel sorun iletişimin doğru kurulamamış olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü burada ifade edilenle, anlaşılan birbirinden farklı anlama sahiptir.</p>
<p>İletişimde, ne söylediğiniz kadar, nasıl söylediğiniz, ne zaman söylediğiniz, hangi ortamda söylediğiniz büyük öneme sahiptir. Beden dili, göz teması, ses tonu, vurgu, hitap, ses düzeyi çoğu zaman ne söylediğimizin önüne geçebilmektedir.</p>
<p>İletişim de söylediklerimizi net, anlaşılır ve doğru ifade etmek önemlidir. İletişimde bulunduğunuz kişiye ön yargısız olmak, onunla empati kurabilmek, karşımızdaki kişiyi etkin dinlemek iletişimin kalitesini arttıran ögelerdir.</p>
<p>Ön yargı ile başlayan bir iletişimin olumlu sonuçlanması nerede ise imkansızdır. Çünkü burada söylenenden çok karşınızdaki kişinin zihninde olanlar etkili olmaktadır. Bundan dolayı sizin söylediklerinizin çokta fazla önemi bulunmamaktadır. Bunların yanı sıra ön yargısız ve hoşgörülü bir yaklaşım ise iletişimi çok fazlasıyla olumlu yönde etkilemektedir.</p>
<p>İletişimde karşıdaki kişiye isim takmak, alay etmek, onu küçümser tavırlarda bulunmak, onun söylemlerini sınamak iletişimi fazlasıyla olumsuz yönde etkilemektedir. Kişinin söylemlerinden sınandığını hissetmesi, kişide rahatsızlık yaratacağından kişinin karşı tarafa kendini kapatmasına veya iletişimi sınırlandırmasına sebep olmaktadır.</p>
<p>İletişim de yargılamak kadar, nutuk çekmek de iletişimi olumsuz yönde etkileyen diğer faktörlerdendir. Kişiler iletişim esnasında anlaşılma, gerekiyorsa desteklenmek ve onay görmek isterler. Özellikle gençler bu konuda daha hassastırlar ve iletişimde nutuk çeken tavırlar gösterildiğinde daha sert tepkiler verip, kendilerini iletişime kapatabilmektedirler.</p>
<p>Yine iletişimde öğüt vermek ya da uyarmakta iletişimi negatif yönde etkileyen iletişim hatalarıdır. Suçlamak, eleştirmek kişiler üzerinde olumsuz duyguya sebep olduğu için iletişimi olumsuz yönde etkileyen ciddi iletişim hatalarındandır.</p>
<p>Bunların yanı sıra tehdit etmek, iletişimi olumsuz yönde etkileyen ve iplerin gerilmesine sebep olan ciddi bir iletişim hatasıdır. Emir vermek, konuyu saptırmaya çalışmakta iletişimde olumsuz etkiye sahip iletişim hatalarıdır.</p>
<p>Oysa karşınızdaki kişiye güven duyduğunuzu göstermek, onu anladığınızı hissettirmeniz iletişiminizi olumlu yönde etkileyecektir. Kendinizi tanımanız ve kendinize güven duymanız, kendinizi açmanıza ve kendinizi doğru ifade etmenize sebep olurken iletişimin etkililiğini de arttıracaktır. Kişinin eleştirilere açık olması, dinleme becerilerinin gelişmiş olması, empati kurabilmesi iletişimin olumlu etkisini arttırmaktadır.</p>
<p>İletişiminizin her zaman hedefine ulaşır olması dileklerimle.</p>
<p>Eğitim ve Danışmanlık talepleriniz için aysegulark.com web sitem üzerinden iletişime geçebilir; siteme üye olarak yazılarımdan haberdar olabilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>.</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/etkili-iletisim-stratejileri/">Etkili İletişim Stratejileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aile İçi Etkili İletişim</title>
		<link>https://www.aysegulark.com/yazilarim/aile-ici-etkili-iletisim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[aysegul]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Oct 2022 10:52:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anne Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[etkili iletişim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.aysegulark.com/?p=2442</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aile İçi Etkili İletişim Her ailenin yapısı ve dinamikleri birbirinden çok farklıdır. Ailenin kişinin bazı duygusal gereksinimlerini karşılıyor olması kişinin kendini güvende ve rahat hissetmesine sebep olur. Çocuğun doğduğu gün itibariyle aile içerisinde yaşadıkları, onun kendisini değerli hissetmesine ya da tam tersi değersiz ve işe yaramaz hissetmesine sebep olur. Çocuğun kendini değerli hissetmesi onun ileri [...]</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/aile-ici-etkili-iletisim/">Aile İçi Etkili İletişim</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Aile İçi Etkili İletişim</strong></p>
<p>Her ailenin yapısı ve dinamikleri birbirinden çok farklıdır. Ailenin kişinin bazı duygusal gereksinimlerini karşılıyor olması kişinin kendini güvende ve rahat hissetmesine sebep olur.</p>
<p>Çocuğun doğduğu gün itibariyle aile içerisinde yaşadıkları, onun kendisini değerli hissetmesine ya da tam tersi değersiz ve işe yaramaz hissetmesine sebep olur. Çocuğun kendini değerli hissetmesi onun ileri ki hayatında da kişilerin onu değersizleştirme çabalarını boşuna çıkaracaktır. Kişinin kendini değerli görmesi, kendine güvenini de geliştireceği için kişinin kendini kanıtlamak için aşırı davranışlar göstermesini engeller.</p>
<p>Çocuğun fiziki ve duygusal ihtiyaçlarının karşılanıyor olması çocuğun kendini aile içinde güvende hissetmesini sağlar. Aile içerisinde dayanışma varsa çocuk problemlerle ya da stres yaratan durumlarla daha kolay başa çıkabilir. Olumsuz yaşantılar onun duygusal dünyasında daha az hasara sebep olur.</p>
<p>Sorumluluk duygusu ailede gelişir. Aile içerisinde çocuğun yaşına uygun sorumluluklar verilmesi ve bunun yaşı ile orantılı olarak arttırılması sorumluluk duygusunun gelişiminde önemlidir. Kendine yettiğini hisseden çocuğun kendine güveni gelişir. Sürekli olarak ihtiyaçlarının karşılanmasında annesine ya da bir başka yetişkine ihtiyaç duyan çocuk kendi yeti ve yeteneklerinin farkına varamayacağı için gücünün yettiği işleri yapmakta bile çekimser kalarak başkasının desteğini bekler.</p>
<p>Çocuğun sorumluluk alması aynı zaman da çocuğun bu sorumlulukları yerine getirirken karşılaştığı problemleri kendi başına çözme becerisini de geliştirir. Bu sayede çocuk zorluklarla mücadele etmeyi öğrenir. Bu becerileri gelişmemiş çocuk her problemde yardım isteme eğiliminde olacağı için hep bir başkasına bağımlı hale gelir. Yardım talebine olumlu yanıt alamadığında ise hayal kırıklığına uğrayacak, kendini çaresiz ve terk edilmiş hissedecektir.</p>
<p>Bireylerin bulundukları ortamda mutlu olmak istemeleri en temel haklarıdır. Bireyin kendini ailesi içerisinde mutlu hissetmesi, onaylanıyor olması kendine güvenini geliştirecektir. Kendine güven duyan çocuk yaptıklarında kendini gerçekleştirme şansını bulacaktır.</p>
<p>Sağlıklı iletişim becerilerini kazanmış çocuk, diğer kişilerle olumlu iletişim kuracağı için ilişkileri olumlu olacaktır. Kendileriyle ve çevre ile barışık olan kişiler hayattan daha fazla doyum bulmaktadırlar.</p>
<p>Çocukla iletişim kurarken çocuğun yaş özellikleri mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Yapılacak açıklamalar net, çocuğun anlayabileceği nitelikte olmalıdır. Yaşının çok üzerinde açıklamalar yapmak çocuğun kafasının karışmasına sebep olacaktır.</p>
<p>Her birey gibi çocuklarda dinlenmek ve anlaşılmak isterler. Bunun için çocukla konuşurken onunla aynı seviyede olmak, onunla göz teması kurmak önemlidir. Çocuğa dinlendiği mesajını verir.</p>
<p>Konuşma esnasında çocuğun dinlenmediğini hissetmesi, kendisi ile dalga geçilmesi, azarlanması, aşağılanması, tehdit edilmesi çocuğun öfke duymasına, kızgınlık hissetmesine sebep olurken bir yandan da iletişimi kesmesine de sebep olur. Bu tür bir iletişim sınırlılığı özellikle ergenlikte ciddi sorunlara sebep olabilecektir.</p>
<p>Özellikle ergenlikte gözü karalığın ve risk almanın yaygın olduğu bir dönemde iletişimin açık olması, suçlayıcı, eleştirel, emir verir nitelikte olmaması ergeni olumsuzluklardan korumada etkili olacaktır.</p>
<p>İletişim esnasında çocuğu sorguya çekmek, sınamak, sorgulamak yine iletişimi olumsuz yönde etkileyen ve çocuğun azarlanacağı, suçlanacağı kaygısıyla iletişimi sınırlamasına sebep olacaktır.</p>
<p>Ailenin çok çabuk panik olması, bir sonra ki adımı beklemeden sorunun çözümüne girişmesi ya da sorunun ortaya çıkmasından çocuğu sorumlu tutması yine çocuğun ailesiyle paylaşımda bulunmasını sınırlayacaktır.</p>
<p>Suçlamak kadar sürekli övmekte çocukta yanlış bir kimlik algısı yaratacağı için diğer kişilerle kuracağı iletişimde hayal kırıklıkları yaşamasına sebep olacaktır.</p>
<p>Aile içerisinde iletişimde herkesin birbirine saygı duyması, birbirinin duygu ve düşüncelerini anlamaya gayret etmesi, empati kurabilmesi, aile içirişindeki iletişimde en önemli ögelerdir.</p>
<p>Aile üyelerinin birbirlerine doğal davranması, açık, net, art niyetsiz olması, paylaşımcı ve dürüst olması sağlıklı iletişim için gerekli ortamı sağlayacaktır. İletişim sadece kişilerin birbirleriyle konuşması ile sınırlı değildir. Kişiler sözlü iletişimden belki de daha fazlasını beden dilleri, jest ve mimikleri ile karşılarında ki kişilere aktarırlar. Neyin, nerede, nasıl ve hangi ortamda söylendiği de iletişimde önemli etkiye sahiptir.</p>
<p>Etkili iletişimde konuşmak kadar etkili dinleme becerilerine sahip olunması, kişinin konuşma esnasında dinlediğini belirten tepkiler vermesi, karşısındaki ile göz teması kurması iletişimin kalitesini olumlu yönde etkilemektedir.</p>
<p>Dinler gibi görünmek belki de yaptığımız en önemli iletişim hatalarından biridir. Yorgun olmak, zihnimizin başka konularla meşgul olması, anlatılan konunun ilgimizi çekmemesi, anlatılan konunun bizim için basit ya da gereksiz olduğunu düşünmemiz iletişim de dinliyor gibi davranmamıza sebep olur. Özellikle çocuklarımızda kurduğumuz iletişimde en fazla yaptığımız iletişim hatalarının başında gelir.</p>
<p>İnsan doğası gereği kendi ile ilgili olan şeyleri daha dikkatli dinlemektedirler. Oysaki iyi bir dinleyici olmak,  kendimizi ilgilendirmeyen konularda da etkin bir dinleme yapabilmektir.</p>
<p>Zaman zaman da karşımızdakini dinler gibi yapıp bir yandan da kendimizin ne söylemesi gerektiğini düşünür, bunun provasını yaparız. Buda anlatılanları kaçırmamıza ve konuyu tam olarak anlamamıza sebep olur. Yine yaptığımız hatalardan biri de anlatılanları kendi başımıza gelenlerle karşılaştırmamızdır. Böylece de dikkatimiz bir anda konuyu anlatan kişiden, kendi yaşadığımız deneyimimize kayar.</p>
<p>Kimi zaman da  iletişime öyle ön yargı ile başlarız ki, adeta onun zihnini okur, ne söyleyeceğini bildiğimizi zannederek, konuşulanları dinlemeyiz. Karşımızda ki kişinin dürüstlüğünden şüphe duyar, anlattıklarının gerçeği yansıtmadığını düşünürüz ki buda iletişimimizi olumsuz yönde etkilemektedir.</p>
<p>Her zaman iletişiminizin verimli ve keyifli olması dileklerimle.</p>
<p>Eğitim ve Danışmanlık talepleriniz için aysegulark.com web sitem üzerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/aile-ici-etkili-iletisim/">Aile İçi Etkili İletişim</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Okul Reddi</title>
		<link>https://www.aysegulark.com/yazilarim/cocuklarda-okul-reddi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[aysegul]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Sep 2022 19:27:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anne Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[okul adaptasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[okul reddi]]></category>
		<category><![CDATA[okula uyum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.aysegulark.com/?p=2431</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda Okul Reddi Okulların açıldığı şu günlerde anne-babalar çocuklarında okula gitmek istememe, okula gitmekten kaçınma davranışlarıyla karşılaşabilmektedirler. Özellikle ilk defa okula başlayan çocukların okula gitme konusunda isteksiz olması, okula gitmekten kaygı duyması son derece normaldir.  Ancak bu durumun uzaması, okula gitmeyi redetmesi,  normalde sağlıklı iken okula gideceği saatlerde karın ağrısı, baş ağrısı, kusma, uyku bölünmeleri [...]</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/cocuklarda-okul-reddi/">Çocuklarda Okul Reddi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocuklarda Okul Reddi </strong></p>
<p>Okulların açıldığı şu günlerde anne-babalar çocuklarında okula gitmek istememe, okula gitmekten kaçınma davranışlarıyla karşılaşabilmektedirler. Özellikle ilk defa okula başlayan çocukların okula gitme konusunda isteksiz olması, okula gitmekten kaygı duyması son derece normaldir.  Ancak bu durumun uzaması, okula gitmeyi redetmesi,  normalde sağlıklı iken okula gideceği saatlerde karın ağrısı, baş ağrısı, kusma, uyku bölünmeleri gibi şikayetlerin gündeme gelmesi konunun ciddi olduğunu ve altında yatan sebeplerin araştırılması gerektiğini bize göstermektedir.</p>
<p>Okul reddi olarak tanımladığımız bu durum, çocuğun takvim yaşı okula gitmeye uygun olmasına rağmen çocuğun farklı sebeplerden dolayı okula gitmeyi reddetmesi durumudur.</p>
<p>Okul reddinde çocuğu suçlamak, başkalarıyla kıyaslamak, okula gitmediği için ona öfke duymak, okula gitmesi için çocuğu zorlamak bu sorunun çözümünde etkili değildir. Aksine bu problemin daha da derinleşmesine ve çocuğun gereksiz yere yıpranmasına sebep olmaktadır.</p>
<p>Bu tür durumda yapılacak en doğru şey altta yatan nedeni bulmaktır. Okul reddi çocuğun kendisinden kaynaklandığı gibi ailesinden ya da okuldan da kaynaklanabilir. Çocuğun doğduğu gün itibariyle annesiyle ve diğer aile üyeleriyle güvenli bağlanma kuramamış olması buradaki en büyük sebeplerden biridir. Çocuğun sevilmediğini düşünmesi, terk edileceğine inanması, zaman zaman yetişkinlerden zarar gördüğü için burada da öğretmenlerinden zarar göreceğini düşünmesi okula gitmeyi reddetmede çok etkilidir. Yine çocuğun koruyucu ailede büyümüş olması her tür ihtiyacının başkaları tarafından karşılanması çocuğun öz bakımı becerilerine sahip olmaması, kendini yetersiz ve aciz hissetmesi onun okula gitmek istememesine sebep olabilmektedir. Çocuğun çok fazla sosyal ortamlarda bulunmaması sebebiyle çocuğun diğer çocuk ve yetişkinlerden çekinmesi hatta sosyal fobiye sebep olması da okul reddinde etkilidir.</p>
<p>Okul reddinde çocuk kadar ailelerde etkili olabilmektedir. Çocuğun okula gitmeye, anneden ayrılmaya hazır olmasına rağmen annenin duygusal olarak çocuktan ayrılmaya hazır olmaması da sık karşılaştığımız durumlardandır. Özellikle küçük yaş gruplarında anaokuluna ilk defa başlayan çocuklarını çok küçük ve savunmasız gören anneler çocuklarının anaokulunda zarar göreceğini düşünerek, bu duygularını gerek sözel, gerekse jest ve mimikleriyle çocuklarına aktarabilmektedirler. Anne ne kadar çocuğunun okula başlamasını istiyor görünse de altta okulda zarar göreceği konusunda kaygı duyuyor olması veya çocuğu okula gidince kendisinden uzaklaşacağını düşünüyor olması, annenin çocuğundan kopuşunu zorlaştırmaktadır. Hatta bu durum kimi zamanlarda “ babası okula gitmesini istiyor ama ben istemiyorum. İnşallah alışamaz da bu yıl okula göndermeyiz” tarzında ki söylemlerle karşımıza çıkabilmektedir.</p>
<p>Okul reddi sadece okula yeni başlayan çocuklarda karşılaştığımız bir durum değildir. Çocuğun aile yapısında yaşanan olumsuzluklar, uzun süre devam eden sağlık sorunları, yer değiştirmeler, okulda arkadaşları ya da öğretmenleri ile ilgili yaşanan olumsuz bir durum okul reddine sebep olabilmektedir.</p>
<p>Çocuğun okulda zorbalığa uğruyor olması okul reddinde etkili olabilmektedir. Yine çocuğun öğretmenlerinden ya da okulda ki diğer çalışanlardan çekiniyor olması da okul reddine sebep olabilmektedir.</p>
<p>Özellikle okul reddi yaşayan küçük çocuklarda duygu ve düşüncelerini anlatacak kelime haznesine sahip olmamaları sebebiyle resim çizdirmek, kuklalarla dramatizasyon yapmak, birlikte oyunlar oynamak altta yatan sebebi bulmakta faydalanılabilecek tekniklerdir.</p>
<p>Görmezden gelinen ya da tedavi edilmeyen okul reddi çocuklarda akademik başarısızlık, sınav kaygısı, sosyal uzaklaşma, aile içinde sürtüşmelerin artması gibi olumsuz durumlara sebep olabilmektedir. Bundan dolayı okul reddi yaşayan çocukların ailelerinin sabırlı ve sakin bir şekilde bu durumu karşılaması ve bu sorunun çözümünde bir uzmandan profesyonel destek almaları doğru olacaktır.</p>
<p>Okul reddi yaşayan çocuğun, okula gitmek istemediğinde evde kalmasını sağlamak doğru bir yaklaşım değildir. Çünkü çocuk okula gitmedikçe bu problem daha da derinleşecektir. Bunun için bu tür bir problem yaşayan çocuğun evde kalmasını sağlamak yerine onunla birlikte okula gitmek, onu bekleyeceğiniz konusunda onunla konuşmak daha doğru olacaktır.</p>
<p>Kısa süreler için bile olsa her gün düzenli okula gitmek, okul bahçesinde,  koridorlarda çocukla birlikte zaman geçirmek, onunla birlikte sınıfa girmek, onun görebileceği bir yerde sınıfta bulunmak, okulda geçirilecek zamanı kademeli olarak uzatmak okul reddinin aşılmasında kolaylaştırıcı olacaktır.</p>
<p>İlk günlerde okulda geçirilecek süreyi kısa tutmak, kademeli olarak uzatmak doğru bir yaklaşımdır. Eğer sınıfa girmekte zorlanıyorsa onunla birlikte sınıfa girmek, birkaç gün sonra sınıfta ondan daha uzak bir noktaya oturmak, burada yol kat ettikten sonra  kapı açıkken kapının dışında onu beklemek sonra kapı kapalıyken onu  kapının dışında beklemek, daha sonra bahçe de onu beklemek ve teneffüslerde sizi görmesini sağlamak, bir sonra ki basamakta birlikte belirleyeceğiniz bir ya da iki teneffüste onunla bahçede birlikte olmak, ardından onu okula getirmek ve çıkışta okuldan almak şeklinde kademeli bir geçiş bu zorlu süreci daha kolay atlatmanızı sağlayacaktır.</p>
<p>Bu süreçte çocuğa onu anladığınızı ifade etmek, onu desteklemek için yanında ya da yakının da olacağınızı söylemek çocuğun güven duymasını sağlarken çocuğun okulda onore edilmesi, yaptığı çalışmalardan övgü ile söz edilmesi, onun kendisine güven duymasını sağlayacak ve süreci kolaylaştıracaktır.</p>
<p>Çocuklarınızın eğitim hayatının keyifli ve verimli geçmesi dileklerimle.</p>
<p>Eğitim ve Danışmanlık taleplerinizde aysegulark.com web sitem üzerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/cocuklarda-okul-reddi/">Çocuklarda Okul Reddi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okula Yeni Başlayan Çocuğa Nasıl Destek Oluruz</title>
		<link>https://www.aysegulark.com/yazilarim/anaokuluna-baslamayan-cocuga-nasil-destek-oluruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[aysegul]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Sep 2022 19:44:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anne Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[anne baba]]></category>
		<category><![CDATA[birinci sınıf]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[ilkokul]]></category>
		<category><![CDATA[Öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[okula başlama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.aysegulark.com/?p=2420</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anaokuluna Başlayan Çocuğa Nasıl Destek Oluruz Anaokulu eğitimi çocuğun eğitim hayatı ile ilk karşılaşması olup çocuğun okula karşı olumlu duygular oluşturmasında önemli bir yer tutmaktadır. Çocuğun anaokuluna başlarken tuvalet eğitimini kazanmış olması, bir, iki kelime ile bile olsa ihtiyaçlarını dile getirebilecek dil gelişimine sahip olması, destekle de olsa öz bakım becerilerini (yemek yemek-tuvalet- el ağız [...]</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/anaokuluna-baslamayan-cocuga-nasil-destek-oluruz/">Okula Yeni Başlayan Çocuğa Nasıl Destek Oluruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Anaokuluna Başlayan Çocuğa Nasıl Destek Oluruz </strong></p>
<p>Anaokulu eğitimi çocuğun eğitim hayatı ile ilk karşılaşması olup çocuğun okula karşı olumlu duygular oluşturmasında önemli bir yer tutmaktadır.</p>
<p>Çocuğun anaokuluna başlarken tuvalet eğitimini kazanmış olması, bir, iki kelime ile bile olsa ihtiyaçlarını dile getirebilecek dil gelişimine sahip olması, destekle de olsa öz bakım becerilerini (yemek yemek-tuvalet- el ağız yıkama vb.) kazanmış olması çocuğun anaokuluna daha kolay uyum göstermesini sağlar.</p>
<p>Çocuğun tuvalet eğitimini kazanmadan anaokuluna başlaması çocuğun mahremiyet bilinci açısından uygun değildir. Aynı zaman da tuvalet eğitimini kazanmamış bir çocuk arkadaşları arasında bu konuda kendini kötü hissedecek olabilir. Bundan dolayı anaokuluna başlamadan önce tuvalet eğitiminin kazanılması önemlidir.</p>
<p>Ailelerin anaokulu seçerken çocuklarının özelliklerini göz önünde tutması, çocuğa uygun bir anaokulu tercihinde bulunması hem çocuğun anaokuluna daha kolay adapte olmasını sağlayacak hem de okula daha severek gitmesine imkan verecektir. Henüz anadilin de iletişim kuramayan bir çocuğun zorunluluk yoksa yabancı dilde eğitim yapan bir anaokuluna başlatılması çocuk için çok fazla zorlayıcı olacaktır.</p>
<p>Biz uzmanların anaokulu seçiminde anne babalara en önemli uyarısı okul seçiminde çocuklarının özelliklerini göz önünde bulundurarak ortak karar vermeleri, okul seçme sorumluluğunu çocuğa bırakmamalarıdır. Çünkü bu yaş grubu çocukların ilgi ve istekleri çok değişkendir ve sadece hoşuna giden bir oyuncak bile okul tercihini belirleyebilecektir. Bundan dolayı okul tercihini anne babanın yapması ve gideceği okul kesinleştikten sonra çocuğa okulunun tanıtılması çok daha uygundur. Çocuğun başlayacağı anaokulunu eğitim başlamadan görmesi, öğretmeni ile tanışması, çocuğun okula daha kolay başlangıç yapmasına olanak verir.</p>
<p>Anne, babanın okul tercihini yaptıktan sonra okula ve okulda ki profesyonellere güven duyması, büyük bir sorun yaşanmadığı sürece de okul değiştirmeyi düşünmemesi çocuğun okula uyumunu kolaylaştıracaktır. “ Alışamazsa, alırız düşüncesiyle bir başlangıç yapmak, o çocuğun okula alışamaması için yeterlidir.” Bundan dolayı anne, babanın çocuğun okula başlaması konusunda kesin kararlı olması ve okuldaki profesyonellerin yönlendirmelerine uygun davranmaları çocuğun kısa sürede okula uyum göstermesini sağlayacaktır.</p>
<p>Çocuğa sık, sık okula gideceğinden, orada pek çok arkadaşı olacağından, okulda bol bol oyun oynayacağından, keyifli zaman geçireceğinden okul bitince de  gelip onu alacağınızdan bahsetmek, okulla ilgili olumsuz konuları dile getirmemek, olumsuz anılarınızı paylaşmamak çocuğun okula karşı olumlu duygular beslemesini sağlayacaktır.</p>
<p>Okul alış verişini çocukla birlikte yapmak, okula götüreceği malzemeleri birlikte hazırlamak çocuğun okula hazır oluşunda etkili olacaktır. Tanıdıklarınıza çocuğunuzun yanında çocuğunuzun artık çok büyüdüğünü ve okula başlayacağını övgülü sözlerle dile getirmek çocuk üzerinde pozitif bir etki oluşturacaktır.</p>
<p>Anne, baba olarak okulun yapacağı bilgilendirme toplantısına katılmak, oryantasyon ile ilgili verilen basılı malzemeleri okumak ve bu konuda ki yönlendirmeleri dikkate almak çocuğunuzun uyumuna olumlu katkı sağlayacaktır. Sınıf öğretmeninizi çocuğunuzun özellikleri hakkında bilgilendirmeniz, önemli bir sağlık sorunu varsa ya da özel bir alerjisi söz konusu ise hem okul hemşiresini hem de sınıf öğretmenini konu hakkında bilgilendirmek çocuğunuzun güvenliği açısından önemlidir.</p>
<p>Okulun başladığı ilk günlerde çocuğunuz ne kadar okulda uzun süre kalmaya istekli de olsa okul da geçireceği süreyi bir, iki saatten daha uzun tutmayınız. Aileler çocuklarının okulda kalmaya çok istekli olduğunu görünce okuldan erken almaktan vazgeçebilmektedirler. Ancak okulun açıldığı ilk günlerde çocuğu uzun saatler okulda bırakmak çocuğun ertesi gün okula gelişini zorlaştıracaktır. Aileler çocuğu ilk başlarda kısa sürelerde okuldan almanın onda bir alışkanlık oluşturacağını ve çocuğun her zaman okulda kısa süre kalmak isteyeceği yönünde yanlış bir algıya sahiptirler. Çocuğun okula başladığı ilk günlerde okulda kısa süreler kalması ve okulda geçirdiği süreyi yavaş, yavaş uzatmak çocuğun zorlanmadan okula uyum göstermesini sağlayacaktır.</p>
<p>Ailelerin okula başlangıçta yaptıkları önemli hatalardan biri de ilk günlerde öğretmenden tüm yemeklerini yemesini talep etmeleridir.  Özellikle yeme sorunu yaşayan çocuklar sırf okulda yemek yiyeceğini düşündüğü için okula gelmekten vazgeçebilmektedirler. Okulda yemek konusunda ailelerin biraz sabırlı olması, çocuk okula uyum sağladıktan sonra okulda ki yemek düzenine geçeceğine inanmaları ve bu konuda çocuğu, öğretmeni ve okulu zorlamamaları çocuğun okula uyumunda pozitif bir etki yaratacaktır.</p>
<p>Bir diğer hata da okuldan gelen çocuğu sorguya çekmek, neler yaptığını, kimlerle oynadığını, hangi dersleri yaptığını, hangi etkinliklere katıldığını öğrenmeye çalışmaktır. Eğer katılmadığı etkinlikler ya da oynamadığı arkadaşları varsa çocuktan tüm etkinliklere katılmasını, herkesle oynamasını talep etmek, çocuğu buna zorlamak ilk günler için zorlayıcı olacaktır.  Çocuğun okula başladığı ilk günlerde her arkadaşı ile oynaması ya da yapılan her etkinlikten hoşlanması beklenilemez. Tüm bunlar birkaç hafta ile birkaç ay içerisinde kendiliğinden hayata geçecektir. Burada biraz sabırlı olmanız ve paniklememeniz işleri kolaylaştıracaktır. Hiçbir çocuktan okulun ilk günlerinde tüm yemeklerini yemesi, tüm etkinliklere katılması, tüm oyunlara dahil olması, tüm arkadaşlarıyla paylaşımda bulunması, öğretilen her şeyi öğrenmesi, tüm kurallara uyması ve günün sonunda mutlu mesut eve dönmesi oldukça ütopik bir beklentidir. Çünkü hiçbir çocuk bu denli duygusal ve sosyal olgunluğa sahip değildir.</p>
<p>Okula ilk başladıkları günlerde okuldan dönen çocuklar zamanını evde geçiren çocuğa göre annesine karşı biraz daha hırçın olabilmektedir. Bu hırçınlığı yumuşaklıkla karşılamak, ondan okula gittiği için övgü ile bahsetmek, onunla gurur duyduğunuzu söylemek ve okula gittiği için onu sıcacık kucaklamak, okul çıkışı birlikte parka gitmek, okula gittiği için sevdiği bir etkinliği birlikte yapmak ya da ona minik bir ödül almak çocuğun okula daha sıcak bakmasını sağlayacaktır. Ancak burada da dikkatli olmakta fayda bulunmaktadır. Ödülü asla okula gitmeden önce bir pazarlık aracı olarak kullanmayınız. Okula gitmek istemeyen çocuğu “ bak bugün okula gidersen sana filan şeyi alacağım” gibi rüşvet vari davranışlarda bulunmak çocukta her okula gittiğinde talepte bulunmayı ve her defasında hedefi büyütmeyi gündeme getirebilecektir. Bundan dolayı ödülü pazarlık konusu yapmamak, ödülü okula giden çocuğa günün sonunda maddi değeri çok yüksek olmayan,  minik bir sürpriz yapmak şeklinde okulun ilk günlerinde birkaç defa, süreklilik arz etmeyecek şekilde kullanabilirsiniz.</p>
<p>Okul çıkışında sınıfından bir, iki arkadaşıyla birlikte parkta ya da eğlenceli bir aktivite de birlikte zaman geçirmesini sağlamak çocuğun  arkadaşlık kurmasını sağladığı gibi, ertesi gün daha rahat okula gitmesine de sebep olacaktır. Burada da çocukların ebeveynlerinin denetiminde olması da önemli bir noktayı oluşturmaktadır. İlk tanışan çocukların birbirine zarar verebileceğini göz önünde bulundurarak, ebeveynlerin uyanık olması önemli olmaktadır. Çünkü kaynaşsın ve okula uyumu kolaylaşsın diye düşünerek bir araya getirdiğiniz çocuklar denetimsiz bir ortamda birbirlerine zarar verebilir ve buda okula yeni başlayan çocukta “bu arkadaşım okulda da bana zarar verebilir” kaygısının doğmasına sebep olabilecektir. Denetimsiz bir ortamda, dimyata pirince giderken bir anda evdeki bulgurdan da olabilirsiniz. Bundan dolayı bu konuda dikkatli olmanızda fayda bulunmaktadır.</p>
<p>Bazen de okula çok hevesle başlayan çocukların birkaç gün sonra okula gitmek istemediklerine şahit oluruz. Bu çocukları tekrar okula ısındırmak, ilk günlerde tedirginlik yaşayan hatta ağlayan çocuklardan daha zordur. Çünkü bu çocuklar okulu ilk gördüklerinde tüm oyuncalarla sadece kendilerinin oynayacağını ve her istedikleri an, her istedikleriyle oynayabileceklerini düşünerek okula başlangıç yaparlar. Oysa birkaç gün sonra oyuncakları paylaşmak zorunda olduklarını ve her istedikleri an, her istediklerini oynayamadıklarını gördüklerinde, evde kalmanın daha eğlenceli olduğuna karar vererek okula gelmekten vazgeçerler. Ailelerin burada sakin olmaları, geri adım atmamaları, her gün düzenli olarak, kısa süreli de olsa çocuğu okula götürmeleri çocuğun  okula tekrardan oryante olmasını sağlayacaktır.</p>
<p>Çocuğunuzu ilk defa okula götürmeden onunla okulda neler yapacağı konusunda konuşmanız, kısa bir süre sonra gelip onu okuldan alacağınızı söylemeniz, okula yakın yerlerde olacağınızı belirtmeniz onun kendini güvende hissetmesini sağlayacaktır.</p>
<p>Okula başlanılan ilk gün ve onu takip eden birkaç gün okulda uygun bir alanda ancak çocuğun göremeyeceği bir mekan da veya okula yakın yerlerde bulunmanız, okuldan arandığınızda en kısa sürede okula ulaşmanız çocuğunuzun size güven duymasını sağlayacaktır.</p>
<p>Çocuğunuza asla seni bekleyeceğim dedikten sonra okuldan uzaklaşmayınız bu onun size duyduğu güvenin sarsılmasına sebep olacak ve daha sonra ki günler de sizden ayrılmak istemeyecektir. Okula  rahat gelmeye başladıktan bir, iki gün sonra bugün bir küçük işim var çok kısacık onu halletmek için biraz okuldan uzaklaşabilirim diye söylemeniz, hemen bitirince geleceğim diye onu sakinleştirmeniz çocuğun daha rahat sizden ayrılmasını  kolaylaştıracaktır.</p>
<p>Çocuğunuz okuldan gelince onunla neler yaptığı konusunda sorgulayan nitelikte olmayan minik bir sohbet yapmak, yolunda gitmeyen şeyleri keşfetmenizi sağlayacaktır. Yolunda gitmeyen konuyu sınıf öğretmeninizle paylaşmanız, problemin çözümünde kendisinden destek istemeniz uygun olacaktır.  Ancak sorunun uzunca bir süre çözülmediğine dair ipuçlarınız varsa konuyu okul rehber öğretmeni ile paylaşmak doğru olacaktır.</p>
<p>Okula yeni başlayan çocuklar henüz birlikte yaşamın kurallarını bilmedikleri için ufak tefek tartışmaların ve kavgaların yaşanması kaçınılmazdır.  Böyle durumlarda çocuğunuza kendisini nasıl koruyacağını öğretmeniz önemli olmaktadır. Asla “sana vurana sende vur” tarzında bir yönlendirme yapmamalısınız. Bu tür bir yönlendirme sınıf içerisinde kaosun daha da büyümesine sebep olacaktır. Bunun yerine “ bir arkadaşın sana zarar verdiğinde onu bana zarar veremezsin diye uyar. Devam ederse öğretmeninden yardım iste” diye bilgilendiriniz.</p>
<p>Okula giden çocuklarınızın üzerinde küpe, yüzük, kolye gibi takı eşyaları bulundurmayınız. Bu tür eşyalar hem çocukların can güvenliği konusunda tehdit oluştururken hem de kaybolma durumunda çocuğunuzun üzülmesine sebep olacaktır.</p>
<p>Bazı okullar kendi hazırlatmış oldukları okul kıyafetlerini tercih ederken bazı okullar kıyafet tercihini veliye bırakabilmektedir. Okul kıyafetleriniz çocuğunuzun rahat edebileceği, kendi başına giyip çıkarabileceği, öz bakımını yapmasında ona kolaylık sağlayan türden kıyafetler olmalıdır. Çocuğunuzun minik bir okul çantasının olması, okuldan gönderilen malzeme ve materyallerin kaybolmadan düzenli bir şekilde size ulaşmasını sağlayacaktır.</p>
<p>Okul rehber öğretmeni ve sınıf öğretmeninin desteğine rağmen çocuğunuzun okula uyum sürecinin birkaç haftadan daha uzun sürmesi durumunda okul rehberliği haricinde bir uzmandan destek almanız doğru olacaktır.</p>
<p>Eğitim hayatının ilk basamağı olan anaokulu eğitiminin çocuğunuz için keyifli ve verimli geçmesi dileklerimle.</p>
<p>Eğitim ve Danışmanlık talepleriniz için aysegulark.com web sitem üzerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/anaokuluna-baslamayan-cocuga-nasil-destek-oluruz/">Okula Yeni Başlayan Çocuğa Nasıl Destek Oluruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Ayrılık Kaygısı ve Okula Başlangıç</title>
		<link>https://www.aysegulark.com/yazilarim/cocuklarda-ayrilik-kaygisi-ve-okula-baslangic-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[aysegul]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Aug 2022 13:43:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anne Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli bağlanma]]></category>
		<category><![CDATA[Okul]]></category>
		<category><![CDATA[Okul fobisi]]></category>
		<category><![CDATA[okula başlangıç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.aysegulark.com/?p=2417</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda Ayrılık Kaygısı ve Okula Başlangıç Bebekler 7. aydan itibaren annelerinden ya da bakım veren kişiden ayrıldıklarında veya bir yabancı ile karşılaştıklarında bu durumdan korkup ağlayabilmektedirler. Bu durum çocuğun normAal gelişimi içerisinde gördüğümüz oldukça olağan bir durumdur. Çocuk 3-4 yaşına gelinceye kadar da farklı zamanlarda yaşanan deneyimlerle anneden ayrılmayı ve bir yabancı ile karşılaştığında korkmadan [...]</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/cocuklarda-ayrilik-kaygisi-ve-okula-baslangic-2/">Çocuklarda Ayrılık Kaygısı ve Okula Başlangıç</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocuklarda Ayrılık Kaygısı ve Okula Başlangıç</strong></p>
<p>Bebekler 7. aydan itibaren annelerinden ya da bakım veren kişiden ayrıldıklarında veya bir yabancı ile karşılaştıklarında bu durumdan korkup ağlayabilmektedirler. Bu durum çocuğun normAal gelişimi içerisinde gördüğümüz oldukça olağan bir durumdur. Çocuk 3-4 yaşına gelinceye kadar da farklı zamanlarda yaşanan deneyimlerle anneden ayrılmayı ve bir yabancı ile karşılaştığında korkmadan tepki vermeyi öğrenir.</p>
<p>Ancak bazı çocuklarda bu kaygı düzeyi diğer çocuklara göre daha yoğun olabilmektedir. Bu çocuklar terk edilebileceklerini, annelerini bir daha hiç göremeyeceklerini, ya da annelerinden uzak kaldıklarında onların başına kötü bir şey geleceğini düşünerek daha yoğun kaygı duyabilirler.</p>
<p>Annelerinden uzak olduklarında ya da onları göremedikleri durumlarda çok heyecanlanıp, ağlamaya başlayabilirler. Diğer çocuklarla iletişim kurmak istemezler veya onların oyunlarına dahil olmazlar. Her hangi bir etkinliğe konsantre olamaz, daha fazla içlerine dönüp bir kenarda kalmayı tercih edebilirler.</p>
<p>Bu sorunu daha yoğun yaşayan çocuklar annelerinden ayrılmaya hiç katlanamazlar evin içerisinde bile anneleriyle birlikte hareket ederler. Annelerini göremedikleri mekanlar da kalmak istemezler ve defalarca annelerinin bulunduğu mekana gelip annelerini kontrol ederler. Bu çocuklar çoğunlukla uykuya zor dalarlar ve uyku sırasında kendi yataklarında, kendi odalarında yatmayı reddederler.</p>
<p>Bu çocuklar genellikle ebeveynlerine bağımlı, sürekli ilgi talep eden çocuklardır. Ancak bu çocukların ailelerine baktığımızda da ailenin çok fazla koruyucu bir yapıda olduğu, her şeyi çocuk adına yaptığı ya da düşündüğü bir tavır sergilediklerini görmekteyiz. Yani oluşan bu bağlanma çift taraflı ve çokta sağlıklı olmayan bir bağlanmadır. Burada çocuk bir birey olmayı becerememiş ve annesinden ayrı kaldığında kendi başına ihtiyaçlarını gideremeyecek durumdadır.</p>
<p>Çocuğun anne babasına güven duyması, onu terk etmeyeceklerini bilmesi bu kaygının aşılmasında önemlidir. Annenin zaman zaman dışarı çıkması gerektiğinde çocuğa bunu söylemesi, onu konudan haberdar etmesi ne kadar süre dışarıda kalacağını çocukla paylaşması, çocuktan habersiz bir anda ortadan kaybolmaması çocuğun anneye güven duymasını sağlar.</p>
<p>Annenin söylemlerinde onu bırakıp gideceğini ifade etmesi, suçlayıcı ya da sevilmeyeceği ile ilgili sert söylemlerde bulunması çocukta terk edilme kaygısını daha da arttırır ve çocuğun anneye olan güvenini zedeler.</p>
<p>Bu çocukların ilkokula başlamadan önce mutlaka anaokulu deneyimi yaşamaları ilkokula daha kolay bir başlangıç yapmalarını sağlayacaktır. Çocukların anaokuluna başlamadan önce tuvalet, yemek yeme gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek yetkinlikte olması çocuğun daha güvenli bir şekilde anaokuluna başlamasını sağlayacaktır.</p>
<p>Kaygı düzeyi yüksek olan çocuklarda okula başladıkları ilk günlerde okula gitmek istememe, karın ağrısı, mide bulantısı şikayetlerinin görülmesi normaldir. Ailelerin paniklemeden sakin bir şekilde bu durumu karşılamaları önemlidir. Burada çocuğun bir sağlık sorunu olmadığından emin olunması sonucunda ailenin okulla birlikte hareket etmesi, onların profesyonelliklerine güvenerek, onların yönlendirmelerine göre bir tutum sergilemesi ve kademeli bir uyum programı ile bu süreci daha kolay atlatmaları mümkün olacaktır.</p>
<p>Anaokuluna başlangıç aşamasında nasıl bir yol izlemeniz gerektiğini bir başka yazımda sizlerle daha detaylı olarak paylaşacağım.</p>
<p>Çocuklarınızla güven ilişkisi içinde keyifli günler geçirmeniz dileğiyle.</p>
<p>Danışmanlık talepleriniz ve sorularınız için <a href="mailto:aysegulark1@gmail.com">aysegulark1@gmail.com</a> adresinden bana ulaşabilirsiniz.</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/cocuklarda-ayrilik-kaygisi-ve-okula-baslangic-2/">Çocuklarda Ayrılık Kaygısı ve Okula Başlangıç</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eğitim ve Dünden Bugüne Değerlerimiz</title>
		<link>https://www.aysegulark.com/yazilarim/egitim-ve-dunden-bugune-degerlerimiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[aysegul]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Jul 2022 19:35:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anne Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Evrensel değerler]]></category>
		<category><![CDATA[Göç]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[Yozlaşma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.aysegulark.com/?p=2409</guid>

					<description><![CDATA[<p>EĞİTİM VE DÜNDEN BUGÜNE DEĞERLERİMİZ Toplumsal ve insani değerler insan yaşamının en önemli tarafını oluşturur. Eğitim sadece akademik bilgi ve becerilerin aktarımını sağlamamaktadır. Eğitim, akademik bilgi ve becerilerin yanı sıra toplumların ahlaki tutum ve davranışlarının da nesiller arasında aktarımını da sağlamaktadır. Bundan dolayı okullar ulusal ve evrensel değerlerin insanlara kazandırılmasındaki en önemli kilit noktalardır. Çünkü [...]</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/egitim-ve-dunden-bugune-degerlerimiz/">Eğitim ve Dünden Bugüne Değerlerimiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>EĞİTİM VE DÜNDEN BUGÜNE DEĞERLERİMİZ</strong></p>
<p>Toplumsal ve insani değerler insan yaşamının en önemli tarafını oluşturur. Eğitim sadece akademik bilgi ve becerilerin aktarımını sağlamamaktadır. Eğitim, akademik bilgi ve becerilerin yanı sıra toplumların ahlaki tutum ve davranışlarının da nesiller arasında aktarımını da sağlamaktadır. Bundan dolayı okullar ulusal ve evrensel değerlerin insanlara kazandırılmasındaki en önemli kilit noktalardır. Çünkü yapılan araştırmalar ahlaki değerlerin ve bu değerleri kazandırmaya yönelik yapılan eğitimin akademik bilgi ve becerileri kazandırmak için yapılan eğitim kadar önemli olduğunu ortaya koymuştur. Ahlaki bakımdan zayıf öğrencilerin akademik açıdan da başarısız olduğu gibi, bu kişilerin çalışma yaşamına başladıklarında da başarılarının düşük olduğu ya da sırf kendi çıkarları uğruna ahlaki değerlerle uyuşmayan ve toplum tarafından kabul görmeyen davranışlar sergiledikleri görülmektedir.</p>
<p>Değerlerin nesilden nesile temel aktarım aracı eğitimdir. Eğitimin bu boyutunun amacı sosyal yapıyı korumak ve sürdürmektir. Değerler ister eğitim yoluyla formal olarak kazanılsın isterse de günlük hayatın içerisinde fark edilmeden yaşayarak informal şekilde öğrenilsin her iki şekilde de nesiller arası aktarımla sürekliliği sağlanmaktadır.</p>
<p>Değerlerin öğrenilmesi formal eğitimin dışında model alma yoluyla da öğrenilmektedir. Özellikle küçük yaşlarda aile içerisinde değerleri kazanan çocuk yetişkin olduğunda bunu hayatında örnek aldığı kişilerden modellemeye devam etmektedir.</p>
<p>Tarihi süreçte nesiller arasında aktarılarak günümüze kadar gelen davranış kalıpları, değer yargıları, örf ve adetler kültürü oluşturmaktadır Sosyal bir varlık olan insanoğlu sosyalleşmesini geçekleştirirken içinde bulunduğu ailenin, ait olduğu grubun ve toplumun kültürünü de öğrenir. Ancak toplumlarda zaman içerisinde değişim kaçınılmazdır. Hemen hemen her toplumda kültürel değişme çeşitli şekillerde meydana gelmektedir. Eğer meydana gelen değişim toplumda olumlu gelişme ve değişmelere sebep oluyorsa buna kültürel gelişme derken oluşan değişim negatif ve toplumsal yapıyı olumsuz yönde etkiliyorsa buna da kültürel yozlaşma demekteyiz ki, kültürel yozlaşma toplumu çöküşe götürmektedir. Burada Aristo’nun sözünden bahsetmeden geçemeyeceğim. Aristo, asırlar önce “En bedbaht millet, kaleleri ayakta iken kültürü ve ahlâkı harabe olan millettir” demiştir. Kültürel yozlaşma beraberinde tabii olarak kültürün ve ahlâkın çöküşünü de getirmektedir.</p>
<p>Kültürün ortak özelliklerinin ortadan kalkmaya başlaması, bir toplumda sosyal ilişkilerin bozulmaya başlaması, toplumu bir arada tutan dil, din, inanç ve değerlerin gevşemeye başlaması yavaş, yavaş toplumda çözülmeyi meydana getirmektedir.</p>
<p>Yozlaşma sözlük anlamı ile orijinalliğin bozulması, doğasındaki iyi niteliklerin kaybolmaya başlaması, bir şeyin manevi niteliklerinden uzaklaşılması şeklinde tanımlanmaktadır. Kültürel yozlaşma ise bir toplumdaki dilin, dinin, ahlaki değerlerin, örf ve adetlerin, ananelerin yozlaşmaya uğraması demektir. İşte kültürel yozlaşma içerisinde ahlaki değerlerin yozlaşmaya başlaması toplumsal düzenin bozulmaya başlamasına, giderek toplumun yok olmasına sebebiyet vermektedir. Tarihin her döneminde bu tür yok olma örnekleri ile karşılaşmaktayız. Ancak kendi öz kültürlerini koruyan toplulukların farklı medeniyetlerin hakimiyeti altına girseler bile yüzyıllar sonra bile tekrar bağımsızlıklarını kazandıkları bildiğimiz bir gerçektir.</p>
<p>Özellikle küreselleşme süreci gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerin siyasal yapılarını değil aynı zamanda en önemli kültürel yapılarını da olumsuz yönde etkilemektedir. Bu etkileşimde en büyük payı kitle iletişim aracı olarak televizyon ve günümüzde dijital dünya sağlamaktadır. Güçlü toplumlar bu kitlesel iletişim araçlarıyla kendi dillerini, dinlerini, kültürlerini çok kolaylıkla daha güçsüz olan toplumlara farkına varılmadan empoze etmektedirler. Buda bu toplumların kendi kültürlerinin, değerlerinin yavaş, yavaş kaybolması anlamına gelmektedir. Artık toplumlar bu etkiler sonucunda daha materyalist, daha vurdumduymaz, adaletsizliklere, ahlaksızlıklara ses çıkartmaz, bana dokunmayan yılan bin yaşasın türünde davranış kalıplarını göstermeye başlarlar. Bu tür durumlarda ortaya çıkan sonuçlar sadece bu davranışı gösteren kişileri değil, toplumun tamamını da etkiler hale gelmektedir.</p>
<p>Ahlaki değerlerde meydana gelen bu erozyon ekonomik, teknolojik birçok sebepten ileri gelebilmektedir. Kendi çıkarları için her türlü çabayı mübah saymak özellikle bizim gibi gelişmekte olan ya da az gelişmiş ülkelerde ciddi zararlara sebep olmuş ve hala da olmaya devam etmektedir.</p>
<p>Zaman içerisinde kültürler arası etkileşimler sonucunda değişimler kaçınılmazdır. Bu değişimlerin en önemli nedenlerinden biri göçlere bağlı olarak yaşanan kentleşme sürecidir. Bu göçlere bağlı olarak kültürel değerlerde değişim yaşanmaktadır.</p>
<p>Ülkemizde de 1950’li yıllardan itibaren yoğun bir şekilde köyden kente göç yaşanmıştır. Mekansal olarak meydana gelen bu değişim, sosyal alanda da bir çok değişikliği beraberinde getirmiştir. Köyden kente göç eden bu yeni kitle hem köyün adet, ve göreneklerinden tam anlamıyla vaz geçememiş ama bir yandan da kentteki yaşama özenti duyarak kendi yaşamında da farklılaşmalar yapmaya başlamıştır. Deyim yerinde ise  ne kentli olabilmiş nede köylü kalabilmiştir. İkisinin arasında sıkışıp kalmış ve kendi içinde bambaşka bir kültürü oluşturmuştur. Bu kültürde ne kentlinin değer yargılarını benimsemiş nede köyün kültürel değerlerine ve inançlarına sahip çıkabilmiştir. İşte değerlerde oluşan bu değişiklik en çok kendini kültürel yozlaşma olarak göstermektedir.</p>
<p>Günümüzde yaşanan savaşlara bağlı olarak ülkemizin almış olduğu göç bu güne kadar tanımadığımız bambaşka bir kültürün de yaşantımızın içine girmesine sebep olmuştur. Bunların yanı sıra tüm dünya da yaşanmakta olan dijitalleşmenin bir sonucu olarak ülkemizde de bir kültürel değişim söz konusudur. Bu değişim gerek dijital dünyanın dayatmaları ve gerekse küreselleşmenin sonucudur. Bu değişim çok olumlu katkıların yanı sıra ülkemizin kültürel dokusunda olumsuz etkilerde yaratan nitelikte olabilmektedir.</p>
<p>Dünyada meydana gelen hızlı değişimler sonucunda gençlerin,  zamanlarının büyük bir kısmını sosyal medya da geçirmeye başlamasıyla, aile içerisindeki doğal eğitim sürecinin yerine çeşitli iletişim araçlarının oluşturduğu güdümlü, istenilen kültürün yaygınlaşmasını sağlayan bir ortam oluşmaya başlamıştır. Özellikle kitle iletişim araçları, toplumda kültürel dönüşümlerin yaşanmasında ve popüler kültürün yaratılması ve yaygınlaşmasında önemli işlevlere sahiptir.</p>
<p>Kitle iletişim araçları bilgilendirme ve eğitmenin yanı sıra küresel sermayenin çıkarları doğrultusunda kitleleri yönlendirmek gibi gizli bir işleve de sahiptir. Günümüzde özellikle genç nesil bu kitle iletişim araçlarıyla oluşturulmuş popüler kültürün etkisinde kalmakta ve sosyo-kültürel alanda değer yargılarında ciddi erozyon yaşamaktadır. Günümüzde bunun en belirgin özelliklerini gençlerimizde görebiliyoruz.  Saç kesimlerini etkilendikleri bir pop yıldızın gibi yapabiliyorlar, kılık kıyafet veya hal ve tavır olarak bir pop yıldızına ya da bir dizi kahramanına benzemeyi tercih edebiliyorlar. Bu her zaman olumlu yönde olmayabiliyor. Özellikle medya da bazı dizi kahramanlarının argo konuşmaları, silahla, şiddete meyilli hal ve tavırlar göstermeleri sebebiyle bir anda gençler arasında bu tür söylemler, hal ve tavırlar yaygınlaşabiliyor.</p>
<p>Geçmişte hem velilerden hem de öğrencilerden öğretmene saygı sonsuzken günümüzde artık gün geçmiyor ki gazetelerde ya da haber programlarında öğrencisi ya da velisi tarafından dayak yiyen, tartaklanan bir öğretmen haberine rastlamayalım. Ya da önceki yıllarda doktorun önünde ceketini ilikleyen bir nesilden günümüzde doktor döven ya da doktoru bıçaklayan bir hale geldik. Tüm bunların aslında özünde yaşadığımız şey değerlerimizde yaşadığımız erozyondan başkası değil.   Çünkü Türk örf ve adetlerinde tahsilli kişiye, büyüğe  saygı sonsuzken, bugün geldiğimiz noktada yaşadığımız değer erozyonun sonucunda karşımızda öğretmenine yumruk atan ya da doktoru bıçaklayan bir birey görebiliyoruz.</p>
<p>Tüm bunların içerisinde toplumumuz kültürel değişim süreci içerisinde çağın gereklerine ayak uydurmak, küreselleşme sürecine uyum sağlamak durumundadır. Kültürlerin milli olması, diğer kültürlerle etkileşim halinde olmaması anlamına gelmemektedir. Dünya üzerinde tüm kültürler birbirlerinden az ya da çok etkilenmektedir.</p>
<p>Kitle iletişim araçlarının baş döndürücü bir hızla geliştiği dünyamızda, özü korumak şartıyla, değişim, çağdaş dünyayla rekabet etmenin vazgeçilmez şartı olmuştur. Ancak ne olursa olsun yeter ki bu değişimde özümüzden sapmayalım var olan milli ve evrensel değerlere sahip çıkalım, bunları gelecek kuşaklarımıza en iyi şekilde aktaralım. Değişimden korkmayalım ama değişimi ilerlemek, gelişmek anlamında değerlendirelim ve gelecek nesillerimizi bilim ve teknolojinin gereklerine ayak uyduracak pozitif bilimin gereklerini yerine getirir nitelikte donanımlı olarak yarınlara hazırlayalım.</p>
<p>Sözlerimi Heraklitos’un bir sözü ile noktalamak istiyorum. “Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir.&#8221; Yeter ki bunu olumlu yönde kullanabilelim.</p>
<p>Eğitim ve danışmanlık talepleriniz için <a href="https://www.aysegulark.com/">https://www.aysegulark.com/</a> web sitemden benimle iletişim kurabilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/egitim-ve-dunden-bugune-degerlerimiz/">Eğitim ve Dünden Bugüne Değerlerimiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evrensel Değerler ve Toplumsal Düzen</title>
		<link>https://www.aysegulark.com/yazilarim/evrensel-degerler-ve-toplumsal-duzen/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Jul 2022 18:42:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anne Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[Evrensel değerler]]></category>
		<category><![CDATA[nezaket]]></category>
		<category><![CDATA[saygı]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.aysegulark.com/?p=2404</guid>

					<description><![CDATA[<p>Evrensel Değerler ve Toplumsal Düzen Bu yazıyı yazmama bir facebook grubunda yapılan paylaşım sebep oldu. O postu okuduktan sonra bu yazıyı yazmamın mesleğime ve insanlığa borcum olduğuna kanaat getirdim. Postta bahsedilen olay kalabalık bir belediye otobüsüne binen elinde bastonu olan yaşlı bir amca için kendi de ayakta olan 50-55 yaşlarında ki bir hanımın, 10-12 yaşlarında [...]</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/evrensel-degerler-ve-toplumsal-duzen/">Evrensel Değerler ve Toplumsal Düzen</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Evrensel Değerler ve Toplumsal Düzen</strong></p>
<p>Bu yazıyı yazmama bir facebook grubunda yapılan paylaşım sebep oldu. O postu okuduktan sonra bu yazıyı yazmamın mesleğime ve insanlığa borcum olduğuna kanaat getirdim.</p>
<p>Postta bahsedilen olay kalabalık bir belediye otobüsüne binen elinde bastonu olan yaşlı bir amca için kendi de ayakta olan 50-55 yaşlarında ki bir hanımın, 10-12 yaşlarında oturan  bir çocuktan gayet uygun bir dille bu yaşlı amcaya yer vermesini rica etmesi üzerine çocuğun annesinin hiçbir şekilde çocuğunu kaldıramayacaklarını söylemesi ile çıkan tartışma konusunda idi. Hanımefendi bu olayı facebook grubunda paylaşıyordu. Bazı okuyucular hanımefendinin tutumunu onaylarken bazı okuyucular bir yaşlıya yer vermeyi geleneksel, dayatmacı bir tutum olarak tanımlıyorlardı.</p>
<p>Ben bu postu okuduğumda çok üzüldüm çünkü saygı ve nezaket bir değerdir. İnsan olmanın en temel değeri. Siz hiç orman da birbirine saygı gösteren bir aslan gördünüz mü? Ya da bir ayı? Çünkü bu özellikler sadece insanoğluna bahşedilmiş akıl ile mümkündür. İnsanı insan yapan, insanı hayvandan ayıran en temel özellikler.</p>
<p>Değerler, insanı diğer canlılardan ayırdığı gibi aynı zaman da toplumun  birlikte düzen içerisinde yaşamasını da sağlar. Çünkü değerler sayesinde insanlar birbirini sevmeyi, saygı duymayı, dayanışmayı, paylaşmayı öğrenirler. Değerler aile yuvasında öğrenilir. Çocuk  ailesinde günlük hayatın içerisinde aile bireylerinin hem kendi aralarında hem de ailenin toplumla olan iletişiminde  bunları gözlemleyerek öğrenir.  Bunların asıl kazanılması gereken yer ailedir. Okulda da her ne kadar bu değerler çocuklara kazandırılmaya çalışılsa da eğer bu değerler aile de desteklenmiyorsa içselleşmesi pek mümkün olmamaktadır.</p>
<p>Değerlere, toplumun dayatması diye bakamayız. Bu bakış açısı çok sığ bir bakış açısıdır. Çünkü değeler medeniyetin göstergesi olduğu gibi toplumsal yaşamı da düzenler. Bireyler sevgi, saygı, nezaket, paylaşma, yardımlaşma değerleriyle toplumda düzen içerisinde ve güven de yaşarlar. Düşünsenize sevgi ve saygının toplumda tümden yok olduğunu. Böyle bir düzende yaşamak asla mümkün olmayacaktır. Herkesin her şeye hakkı olduğunu düşünmesi ve her şeye sahip olma isteği ile toplumda hareket etmesi nasıl bir kaotik ortam yaratacaktır.</p>
<p>Maalesef ki ülkemizde değerlerimiz çok fazlası ile erozyona uğramış durumda. Eski zamanlar da ki saygı, hoşgörü, paylaşma ve dayanışma maalesef ki günümüzde yok. Ancak değerlerimize sahip çıkmazsak yarınlarımız maalesef ki daha da karanlık olacak.</p>
<p>Otobüste yerinden kalmamasını talep eden bir anne ile büyüyen  bir çocuk bastonu ile ayakta durmakta zorlanan yaşlı bir amcanın ne kadar zor ayakta durduğunu hiç anlamayacak, onunla hiç empati kuramayacak. Onun bu olaydan öğrendiği o,  oturma hakkına sahiptir 80 yaşında bastonlu bir amca ayakta dursa bile. Böyle yetişen bir çocuğun ileri ki yıllarda düşük not veren öğretmenini dövmesi, istediği ilacı yazmadığı için gittiği doktoru bıçaklaması, yemeği tuzlu yaptığı için eşini öldürmesi sizce tesadüf müdür?  Her birin de o haklıdır. Onun bunları yapması için hep bir neden vardır ve hep diğer kişiler suçludur. Ama işin özüne baktığımız da altta yatanın sevgiyi, saygıyı öğrenmemiş, empati yeteneği gelişmemiş yoz bir kimlik olduğudur.</p>
<p>Emek harcamamasına rağmen her şeye hakkı olduğunu düşünen, sırasını beklemek yerine öne geçmeyi uyanıklık kabul eden, başkasının hakkına el uzatmakta beis görmeyen bireylerin yaşadığı bir toplumda hak, hukuk ve adalet olabilir mi, böyle bir toplum da barış içerisinde yaşanabilir mi?</p>
<p>Değerler dayatma ile kazanılamaz zaten dayatma ile değerlerin içselleşmesi de mümkün değildir. Değerler aile yaşantısı içerisinde kazanılır. Ne tahsille, ne para ile elde edilir ya da değişikliğe uğrar. Böyle durumlarda oluşan değişiklikler sadece göstermeliktir. En ufak bir olumsuzlukta kişinin gerçek yüzü ortaya çıkar. Bazen günlük hayatta görürsünüz,  yüksek tahsilli, para ve mevki sahibi biri en ufak bir tartışma da saygısız, küstah birine dönüşür. Ya da son model arabasıyla elinde son model telefonuyla trafikte emniyet şeridinde gitmeyi kendine hak görür veya trafikte bir anda insanların canını hiçe sayan bir trafik magandasına dönüşüverir.</p>
<p>Eğer bir ülkede barış içerisinde yaşamak istiyorsak sevgi, saygı, nezaket gibi toplumda düzen ve birlikte yaşamda ahenk sağlayan değerlerimize sahip çıkmak zorundayız. Onları geçmiş jenarasyonun bir dayatması olarak değerlendiren sığ bakış açısından kurtulalım. Saygı sadece yer vermekle sağlanmaz ama çocuk yorgundu gibi akılcı hale getirmeye çalışmayalım. Saygı gerek yer vermekle öğrenilir gerekse o amcanın ayakta nasıl durduğunu anlamakla. Belki o gün o çocuk gerçekten çok yorgundu. Ancak o otobüste o amcaya yer verebilecek en az daha on genç vardı. Hepsi mi yorgun ya da hasta idi. Anlayacağınız bu yapılan sadece nezaketsizliğe bir bahane yaratabilmektir.</p>
<p>Saygı ve nezaket medeniliğin en büyük göstergesidir. Belki aranızda İsveç, Norveç ya da Japonya’yı ziyaret edenleriniz olmuştur. Gittiğimizde hayran olduğumuz medeni ülkeler. Burada teknoloji, fabrikalar vs. gibi bir medeniyetten bahsetmiyorum. Tüm onların oluşmasını sağlayan daha da alttaki çalışkanlık, disiplin, saygı ve nezaketten bahsediyorum. Orada da eminim insanlar yorgun oluyorlar ya da canları sıkkın oluyor ama trafikte emniyet şeridinde gitme saygısızlığını yapmıyorlar ya da otobüste bir yaşlıya yer vermeme nezaketsizliğini göstermiyorlar. Hatta bazı ülkelerde otobüslerde ön koltuklar yaşlı ve hamilelere ayrılır, o koltuklar boş olsa da,  insanlar ayakta dururlar ama o koltuklara oturmazlar.</p>
<p>Yani sözün özü son model arabalara binip, en son çıkan telefonları kullanarak medeni olunmuyor. İnsanlar sahip oldukları değerleriyle insan olup diğer canlılardan ayrılıyorlar. Eğer embati yeteneği gelişmiş, doğru iletişim kuran, hakkaniyetli, paylaşımcı, saygı ve nezaket kurallarına uyan bir toplumda yaşamak istiyorsak ailelerin çocuklarına sevgi, saygı, yardımlaşma ve paylaşma gibi evrensel değerleri  kazandırmaları bu işin temelidir.</p>
<p>Yaşamınızı saygı ve nezaketin olduğu huzurlu ortamlarda geçirmeniz dileklerimle.</p>
<p>Eğitim ve danışmanlık talepleriniz için aysegulark.com web sitem üzerinden benimle iletişim kurabilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/evrensel-degerler-ve-toplumsal-duzen/">Evrensel Değerler ve Toplumsal Düzen</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kişilik Özellikleri ve Yönetim Tarzları</title>
		<link>https://www.aysegulark.com/yazilarim/anne-baba/kisilik-ozellikleri-ve-yonetim-tarzlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[aysegul]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Jul 2022 14:54:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anne Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetici]]></category>
		<category><![CDATA[Çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[kapsayıcı anne]]></category>
		<category><![CDATA[misillemeci]]></category>
		<category><![CDATA[Narsist]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.aysegulark.com/?p=2400</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kişilik Özellikleri ve Yönetim Tarzları Dünya üzerindeki herkes tek ve biriciktir. Hiç kimsenin genetik yapısı, yetiştiği aile, sosyal çevresinin ona kazandırdığı duygusal örüntüler birbiri ile aynı değildir. Buda her bireyi tek ve biricik kılar. Bireylerin duygusal örüntülerinin birbirinden farklı olması davranışlarının da birbirinden farklı olmasını gündeme getirir. Tüm bu farklılıkların kökeni büyük çoğunlukla bireyin yaşamının [...]</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/anne-baba/kisilik-ozellikleri-ve-yonetim-tarzlari/">Kişilik Özellikleri ve Yönetim Tarzları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kişilik Özellikleri ve Yönetim Tarzları</strong></p>
<p>Dünya üzerindeki herkes tek ve biriciktir. Hiç kimsenin genetik yapısı, yetiştiği aile, sosyal çevresinin ona kazandırdığı duygusal örüntüler birbiri ile aynı değildir. Buda her bireyi tek ve biricik kılar. Bireylerin duygusal örüntülerinin birbirinden farklı olması davranışlarının da birbirinden farklı olmasını gündeme getirir. Tüm bu farklılıkların kökeni büyük çoğunlukla bireyin yaşamının 0-3 yılında veya 3-6 yılları arasında yaşadığı yaşam deneyimleri ile ilgilidir.</p>
<p>Bireyin istenen planlı bir bebek olması ile plansız istenmeyen bir bebek olarak dünyaya gelmesinin kişiye getireceği duygusal örüntüler birbirinden çok farklıdır. Annenin şevkatli, sarıp sarmalayan, sevgisini koşulsuz sunan ama burada da el koyan, nüfuz eden bir yaklaşımdan uzak, kapsayıcı, bebeğin ihtiyaçlarına duyarlı bir anne olmasının duygusal anlamda bireye katkısı sonsuzdur. Böyle bir aile de büyümüş kişi duygusal anlamda dengeli, empati kurabilen, nerede ne yapması gerektiğini bilen, insanlarla sağlıklı iletişim kurabilen, iç disiplini gelişmiş bir birey olacaktır. Böyle bir yönetici ile çalışmanın keyfini düşünsenize. İhtiyaçlarınıza duyarlı, sizi gelişiminiz için destekleyen, duygusal iniş çıkışları olmayan, yetki devri yapmaktan korkmayan, paylaşımcı bir çalışma ortamı sunacaktır size.</p>
<p>Misillemeci, bebeğin ihtiyaçlarına duyarsız, duygusal doyum vermekten uzak sadece bakım veren bir “buzdolabı anne” olmasının çocuktan götürecekleri duygusal anlam da çok büyüktür. Böyle bir çocuğun bir yetişkin olduğunda başkalarıyla duygusal bir alış-verişte bulunabilmesi, onun duygularını anlayabilmesi, onun duygularına hassas olması nerede ise imkansızdır. Böyle bir yönetici ile çalışırsanız sizinle tek iletişimi yaptığınız iş üzerinden olacaktır. Sizin ihtiyaçlarınız onu hiç ilgilendirmeyecek, mutluluğunuzun, mutsuzluğunuzun, üzüntünüzün zerre kadar farkına varamayacaktır.</p>
<p>Sevginin koşullu sunulması, annenin çocuğunu adeta kendi uzantısı gibi görmesi, ona bireyselleşme,  özgürleşme fırsatını vermemesi, kendine bağımlı hale getirmesinin de çocuğa ileri ki yıllar da yükü çok ağır olacaktır.  Sadece başarılı olduğu için sevilen bir çocuğun, yetişkin olduğunda iş yerinde yöneticisinin ilgisini çekebilmesi, ona yaranabilmesi onun için çok önemlidir. Çünkü o sevilmeyi başarı üzerinden öğrenmiştir. Başarılıysa sevileceğine inanmıştır. Onun gözünde başarı için her şey mubahtır. Başkalarına zarar verecek olsa dahi kendi çıkarı için yapmayacağı yoktur. Böyle bir çalışma arkadaşı ya da yönetici ile çalıştığınızı düşünsenize. Sizin adınız sanınız bile okunmaz. O işletmede sadece önemli olan kendisidir ve onu başarılı kılmak için herkes seferber olmak zorundadır. Bu onun en temel hakkıdır.</p>
<p>Misillemeci bir anne ile büyümüş bir birey çalışma ortamında devamlı olarak başkalarının açıklarını kollayan, açıkları bulup ortaya çıkararak diğer kişileri zor durumda bırakmaktan çekinmeyen bir kişi olacaktır. Bu tür bir yönetici ile çalışanların ne denli zor koşullarda çalıştıklarını tahmin etmek hiçte zor değildir.</p>
<p>Narsist bir annenin uzantısı olarak büyüyen çocuk,  ya anne gibi narsist bir kimlik ya da yetersiz, başkalarının kanatlarının altına giren, kendi başına bir işin üstesinden kalkamayan bir yetişkin olacaktır.</p>
<p>Annesinin narsist uzantısı olarak büyümüş, bireyselleşmesine, özgürleşmesine fırsat verilmemiş kişi yetişkin olduğunda sürekli olarak başkalarından onay bekleyen, karar veremeyen, sorumluluk almaktan korkan biri olacaktır. Ya da bunların tam tersi olarak kimliği o denli hasarlı olduğu için tüm bu hasarlarını örtmek için her şeyi bildiğini söyleyen, diğer insanları aşağılayan, yapılan hiçbir işten memnun olmayan, diğer kişileri acımasızca eleştiren bir narsist kimlik olacaktır.</p>
<p>Narsist bir yönetici ile çalışmak belki de dünyada ki en zor işlerden biridir. Ne yaparsanız yapın asla beğenilmeyecek, eleştirilecek ve sizde aşağılanacaksınızdır. Her zaman en doğruyu bilen o olacaktır. Yaptığının yanlış olduğunu söylemeniz durumunda sizi karşı gelmekle, işleri sabote etmekle, işi bilmemekle suçlayacaktır.</p>
<p>Sevginin sınırsız sunulmasının da çocukta ki yansımaları başkalarının ihtiyaçlarına duyarsız, nerede duracağını bilemeyen, her şeyin kendi emrine amade olmasını bekleyen bir yetişkin olması şeklindedir. Böyle bir yönetici ile çalıştığınızda, asla sınırı olmayan, her şeyi talep etme hakkını kendinde gören, diğer kişilere önem vermeyen bir yöneticiniz olacaktır. Böyle bir yönetici işyerinde sizi  ne kadar zorlayacaktır.</p>
<p>Çocuğu sürekli terk etmekle, yalnız bırakmakla, sevmemekle tehdit eden bir annenin çocuktaki görünümü “ne olursa olsun beni terk etme. Ben sensiz var olamam. Sevilmek için her şeyi yaparım. Her şeye razıyımdır.” Bu çocuğun yetişkin olduğunda sevilmek için yapmayacağı yoktur. Onun tek istediği sevilmek, göze girmektir. Göze girmek hayattaki tek emelidir.</p>
<p>O daima babasının gözüne girmeye çalışan küçük bir kız çocuğudur. Asla büyümek istemez. Büyürse babasının sevgisini kaybedecektir. İş yerinde de babanın yerini patron alır. Tek istediği onun gözüne girebilmektir. Böyle bir yönetici ile çalışmak oyun parkında çocuk kaprisi çekmek gibidir. İstekler, talepler çok fazla ama hal ve tavırlar çocuk gibidir. Duygusal iniş-çıkışları çok fazladır. Bir saat önce söylediğinin tersini bir saat sonra sizden talep edebilir.</p>
<p>Aile de sınırların olmaması, çocuğunda sınırları tanımamasına ve nerede duracağını bilememesine sebep olur. Çocuk bir sınır arayışı içerisindedir. Bu sınırsızlık çocuğun üst benlik gelişimini olumsuz yönde etkiler. Arzu ve isteklerinin önünde duramayan, her istediğini, her istediği an yapan bir birey olmasına yol açar. Aile de babanın otorite olarak tanınmaması, pasif bir kişilik sergiliyor olması çocuğun sınır arayışında olmasına ve sınırla karşılaşmadığı sürece de nerede duracağını bilememesine yani gelişmemiş bir üst benlik yapılanmasına sebep olur. Böyle bir yöneticinin iş yerinde ki görünümü doğru ya da yanlış her istediğinin yapılması asla engellenmemesi tarzındadır. Hesapsız risk almayı sever. Asla sorumluluk almaktan hoşlanmaz. İş yapmaktan çok iş yaptırmayı ve övünmeyi seven bir birey şeklindedir .İstekleri ve talepleri sonsuzdur. Her şey onun hakkı imiş gibi davranır.</p>
<p>Sürekli olarak aşağılanan, alay edilen bir kişi ya tamamen silik bir kimlik olacaktır. Ya da bunun tam tersi oldukça dışa dönük, ona yapılan tüm aşağılamaların aksine bunların benliğinde yaptığı hasarları  manik bir savunma ile saklamaya çalışan insanlarla dalga geçen, insanları aşağılayan, sanki hiçbir sorunu sıkıntısı yokmuş gibi devamlı espiri peşinde koşan,  aslında kendisi ile ilgili en ufak bir eleştiriye dayanamayan bir birey olacaktır. Böyle bir yönetici ile işler yolunda iken çok eğlenirsiniz. Sizi çok iyi çalıştırır, sizinle arkadaş gibidir ama en ufak bir hatada asla toleransı yoktur.  Affedici ve destekleyici değildir. Çünkü bilinç altında sizin yaptığınız hatanın bedeli ona çıkacakmış gibi hissedeceğinden, çocukluğunda yaşamış olduğu alay edilmelerin kimliğinde verdiği hasardan dolayı hatayı asla tolere etmeyecektir. Sizinle tüm iyi ilişkilerine rağmen bir anda gemileri yakabilecek durumdadır.</p>
<p>Tüm bu kişilik özellikleri bireylerin 0-6 yaş aralığında yaşadıklarıyla şekillenir ve hayat boyu izleri yaşamında yer alır.  İşyerinizde keyifle çalışacağınız duygusal olarak dengeli, destekleyici, paylaşımcı arkadaş ve yöneticilerle yolunuzun kesişmesi dileklerimle.</p>
<p>Bu yazı psikanalitik bakış açısıyla ve dil günlük hayata uyarlanarak hazırlanmıştır.</p>
<p>Eğitim ve danışmanlık talepleriniz için aysegulark.com web sitem üzerinden benimle iletişim kurabilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/anne-baba/kisilik-ozellikleri-ve-yonetim-tarzlari/">Kişilik Özellikleri ve Yönetim Tarzları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eyvah Sınavım Var</title>
		<link>https://www.aysegulark.com/yazilarim/eyvah-sinavim-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[aysegul]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 May 2022 20:09:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anne Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[AYT]]></category>
		<category><![CDATA[LGS]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[sınav kaygısı]]></category>
		<category><![CDATA[TYT]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.aysegulark.com/?p=2356</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sınav Günü Neler Yapmalıyım Hem liseye giriş hem de üniversiteye giriş sınavlarının yaklaştığı şu günlerde sınava girecek öğrencilerin heyecanları oldukça artmış durumda. Sınav da bilgi kadar o bilgiyi kullanabilmek çok önemli ancak belki de ondan da daha önemlisi sınav stresini yönetebilmektir. Çünkü sınav stresinizi yönetemezseniz öğrendiğiniz o bilgiler sınav esnasında yaşadığınız kaygıya bağlı olarak bir [...]</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/eyvah-sinavim-var/">Eyvah Sınavım Var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sınav Günü Neler Yapmalıyım</strong></p>
<p>Hem liseye giriş hem de üniversiteye giriş sınavlarının yaklaştığı şu günlerde sınava girecek öğrencilerin heyecanları oldukça artmış durumda. Sınav da bilgi kadar o bilgiyi kullanabilmek çok önemli ancak belki de ondan da daha önemlisi sınav stresini yönetebilmektir. Çünkü sınav stresinizi yönetemezseniz öğrendiğiniz o bilgiler sınav esnasında yaşadığınız kaygıya bağlı olarak bir bakarsınız adeta zihninizden uçup gitmiş.</p>
<p>Hedef belirleme ve hedefe giden yolda yapmanız gerekenleri daha önce yazdığım <strong>https://www.aysegulark.com/yazilarim/akademik-basarinin-onundeki-engeller/ </strong>yazımda ele almıştım. Burada da kısaca özetlemem gerekirse sınav stresini doğru yönetebilmek için öncelikle hedeflerinizin gerçekleştirilebilir hedefler olması çok önemli. Ulaşamayacağınız hedefler belirlemeniz sizin gereksiz yere strese girmenize ve kendinizi lüzumsuz yere yıpratmanıza neden olurken aynı zaman da başarısızlık duygusu yaşamanıza sebep olur. Bunun için hedeflerin doğru belirlenmiş olması kritik öneme sahiptir.</p>
<p>Hedef belirledikten sonra ikinci kritik nokta bu hedefe ulaşmanız için izleyeceğiniz yoldur.  Burada da hedefe ulaşmanızı sağlayacak alt hedefler belirlemeniz işinizi kolaylaştıracaktır. Bu sayede hedeflerinize ne kadar yaklaştığınızı tespit ederken aynı zaman da eksiklerinizi de görme şansınız olacaktır.</p>
<p>Tüm bunları yapmış, uzun bir çalışma maratonunu olması gerektiği şekilde tamamladığınız şu günlerde artık dikkat ermeniz gereken stresinizi nasıl kontrol edebileceğiniz konusudur. Öncelikle harcadığınız emeğinizi küçümsememeniz, elinizden gelenin en fazlasını yaptığınızı düşünmeniz ve kendinize inanmanız çok önemlidir.</p>
<p>Kendinizi hiç kimse ile kıyaslamayın  “ o da çok çalıştı ama sonucu hiçte parlak değil, ben de çok çalıştım ama ya bende onun gibi olursam” diye bir düşünce size hiçbir katkı sağlamayan aksine stresinizi yükselten bir bilişsel çarpıtmadan başka bir şey değildir. Yani yanlış olmasına rağmen uzun süredir sorgulamadan doğru kabul ettiğimiz ve inandığımız bir düşüncedir. Bu düşünceyi doğru kabul ettiğiniz için de bu güne kadar hiç sorgulamamışızdır. Oysa ki her birey biriciktir ve her bireyin genetik yapısı, yetiştiği aile, gittiği okul, sosyal çevresi, IQ seviyesi birbirinden çok farklıdır. Hatta aynı IQ seviyesine sahip bireylerin bile IQ’ yu oluşturan alt zeka tiplerindeki skorları bile birbirinden oldukça farklıdır. Bu denli farklılığın olduğu bir durumda “ ama o da çalıştı ve başaramadı, ben de çalışıyorum ama başaramayacağım diye düşünmek ne kadar gerçekçidir.”  Bu aslında direksiyonu anksiyeteye bırakmaktan başka bir şey değildir ve bunun hiç kimseye faydası yoktur.  Onun için zihninize bu tür olumsuz düşünceler geldiğinde bunları durdurma şansınız olmadığı için bunların sizin gerçek düşünceniz olmadığını ve bu düşüncelerin anksiyeteniz sebebiyle zihninize geldiğini bilmeniz işinizi kolaylaştıracaktır.</p>
<p>Son haftanızı yeni konu öğrenmek yerine genel tekrarlara ayırmak doğru bir strateji olacaktır. Sizi yoracak fiziksel aktivitelerden uzak durmak, sosyal medya da ya hiç ya da kısıklı zaman geçirmek,  moralinizi bozacak kişilerle iletişiminizi sınırlamak size iyi gelecektir. Uyku saatlerinizi düzenlemeniz, çok geç yatmamanız sınav akşamı daha erken saatte uykuya dalabilmenize yardımcı olacaktır. Yatmadan önce eğer alerjiniz ya da diyabetiniz yoksa ballı ılık bir süt uykuya dalmanızı kolaylaştıracaktır.</p>
<p>Sınavdan birkaç gün önce sınava gireceğiniz okulu görmeniz önemli. Evinize uzaklığı, güzergahın trafik yoğunluğu, eğer toplu taşıma kullanacaksanız hangi güzergahtan hangi otobüslerle daha kolay ulaşım sağlayabileceğinizi öğreniniz.</p>
<p>Sınav evraklarınızı mutlaka kontrol ediniz. Herhangi bir hata olduğunu düşünüyorsanız  konu ile ilgili yetkili mercilere başvurarak hatanın düzeltilmesini sağlayınız.</p>
<p>Sınavdan önce ki gün artık ders çalışmayı bitirmeli ve o günü kendinize ayırmalısınız. Açık havada sizi yormayacak, mutlu olduğunuz aktiviteler yapmanız, aileniz ya da keyif aldığınız arkadaş veya yakınlarınızla zaman geçirmeniz duygusal olarak rahatlamanızı sağlayacaktır. Bu gün yapacağınız etkinlik ve sohbetlerde mümkün olduğunca sınav konusunu konuşmamanızı, başkalarının sınavlarda yaşadığı olumlu ya da olumsuz deneyimleri dinlememenizi öneririm. Çünkü yukarıda da bahsettiğim gibi her kişi tek ve biriciktir. Birinin başına gelen olumlu ya da olumsuz olayın sizin başınıza gelmesi belki de milyonda bir olasılıktır. Bunun için bunu kendinize kıstas almanız doğru bir yaklaşım olmayacaktır.</p>
<p>Sınavdan önce ki gün yiyeceklerinize dikkat etmeniz önemlidir. Midenize dokunabilecek, bağırsaklarınızı bozabilecek yiyeceklerden uzak durunuz. Eğer zorunluluk yoksa o gün yemeklerinizi evinizde hijyen kurallarına uygun olarak hazırlanmış yiyeceklerden seçiniz. Ağır, çok yağlı, baharatlı yiyecekler ile soğan sarımsak gibi kötü kokulu yiyecekleri tercih etmeyiniz.</p>
<p>Uykuya geçmeden önce mutlaka sınav evraklarınızı ve kimliğinizi hazırlayınız. Sürekli kullandığınız ilaçlarınız varsa bunları mutlaka gözünüzün önünde bulundurunuz. Gözlük kullanıyorsanız sınav evraklarınızın yanına gözlüğünüzü de ekleyiniz.</p>
<p>Sınav günü giyeceğiniz kıyafetlerinizi yatmadan hazırlayınız.  Sizi terletmeyecek, sıkı olmayan rahat kıyafetler tercih ediniz.  Sınav günü saat hariç takı kullanmayınız. Saçlarınızın toplu olması,  önünüze gelmemesi sınavda daha rahat olmanızı sağlayacaktır.</p>
<p>Sınava gireceğiniz akşam uyku kaliteniz yarın gireceğiniz sınavda dikkatinizi toplayabilmeniz için çok önemlidir. Ne çok erken ne de çok geç yatınız. Bireysel farklılıklar olmakla birlikte ortalama 7-8 saatlik bir uyku dinlenmeniz için yeterli olacaktır. Yatmadan önce ağır sporlar yapmamak, aksiyon ve gerilim türü filmler seyretmemek, sosyal medya da uzun süre zaman geçirmemek, ılık bir duş almak, alerji veya diyabet sorununuz yoksa ılık bir bardak ballı süt içmek uykuya dalmanızı kolaylaştıracaktır.  Çok sıcak ya da çok soğuk olmayan bir odada, gürültüden uzak, rahat kıyafetler giymiş olarak yatağa girmeniz, uykuya dalarken sizi mutlu eden şeyleri düşünmeniz daha rahat uykuya dalmanızı sağlayacaktır.</p>
<p>Sınav günü telaş yaşamadan sınava gireceğiniz okula ulaşabileceğiniz bir saatte uyanınız. Uyanmanız için biri sizin biri de ailenizin yanında olacak şekilde iki saat kurunuz. Asla kahvaltı yapmadan sınava gitmeyiniz. Kahvaltınızda sizi tok tutacak yiyecekler tercih ediniz. Çok ağır ve karışık yiyeceklerden uzak durunuz. Ballı süt, ayran gibi uykunuzu getirecek içecekler tüketmeyiniz. Eğer beslenmenizle ilgili özel bir diyetiniz varsa buna mutlaka dikkat ediniz.</p>
<p>Sınav günü sınav salonuna giderken yanınızda bir yakınınızın olması sizi rahatlatacaktır.  Evden çıkmadan sınav evraklarınızı, kimliğinizi, kullanıyorsanız gözlüğünüzü veya kullandığınız özel ilaçlarınız varsa bunların yanınızda olduğundan emin olunuz. Sınav salonuna kabulden en az bir saat önce sınava gireceğiniz okulun kapısında bulununuz. Geç kalma telaşını yaşamadan sakin ve dingin bir şekilde okula ulaşmayı tercih ediniz. Sizi duygusal olarak gerebilecek kişi ve durumlardan uzak durunuz. Sinirlerinizi bozabilecek ortamlardan hızla uzaklaşınız.</p>
<p>Sınava giriş için beklerken sizi mutlu eden şeyler düşününüz, yanınızdaki kişi ya da kişilerle eğlenceli sohbetler yapınız. Bu gerginliğinizin azalmasını sağlayacaktır. Mümkün olduğunca sınav esnasını düşünmeyiniz ve bunu dile getirmeyiniz. Bu anksiyetenizin artmasına sebep olacaktır. Anksiyetenizin arttığını hissettiğiniz anda nefes egzersizleri ve kas gevşeme egzersizleri veya anda kalma çalışmaları yaparak anksiyetenizin azalmasını sağlayınız. Zihninize gelen olumsuz düşünceleri durdurma şansınız olmadığını bilerek bu düşünceleri durdurmaya çalışmadan, dikkatinizi başka konuya odaklayınız. ( Ör: 100’den geriye doğru 7’şer 7’şer sayma gibi.)</p>
<p>Sınava gireceğiniz binadan girerken yanınızdaki kişilerle basit bir şekilde vedalaşınız. Vedalaşma sahnesinin uzaması sizin duygusal olarak hassaslaşmanıza sebep olacaktır. Biliniz ki birkaç saat sonra yine bu kişi ya da kişilerle birlikte olacaksınız.</p>
<p>Sınav salonunun olduğu binaya girdiğinizde önce mutlaka tuvaleti kullanınız. Elinizi, yüzünüzü yıkamak ferahlamanızı sağlayacaktır.</p>
<p>Sınava gireceğiniz salonu bulunuz ve sıra numaranızın bulunduğu yere oturunuz. Sınav evraklarınızı ve kimliğinizi sıranın üzerinde kontrol için hazır bulundurunuz.</p>
<p>Kitapçığı mutlaka eksik sayfası var mı diye dikkatlice kontrol ediniz. Kitapçığın üzerine adınızı soyadınızı ve sınav numaranızı yazınız. Optik form üzerine adınızı, soyadınızı ve sınav numaranızı yazıp kodlayınız. Adınızı mutlaka kimliğinizde yazan şekilde yazıp kodlamanız gerekmektedir. Özellikle birden fazla isim kullanan kişilerin bu konuda dikkatli olması çok önemli.</p>
<p>Sınava kendinizi en rahat ve başarılı hissettiğiniz alanın testi ile başlayınız. Size zor gelen alandan başlamanız hem fazlasıyla zorlanmanıza ve motivasyonunuzun düşmesine sebep olur hem de sınav sürenizin büyük bir kısmını burada harcamanıza neden olur.</p>
<p>Sınav sürenizi dikkatli kullanmanız çok önemli. Sizi zorlayan sorularla boğuşmak yerine bu soruları zamanınız kalırsa tekrar dönmek üzere atlayınız. Tüm sorular bittikten sonra zamanınız kalırsa zorlandığınız bu sorulara tekrar dönünüz. Asla sorularla savaşmayınız. Bilemediğiniz soruları boş bırakınız. Boş soru, yanlış sorudan  sizin için daha karlıdır.</p>
<p>Optik formu kodlarken dikkatli olunuz. Burada kaydırma yapmamanız çok önemli. Özellikle boş soru bıraktığınızda bu konuya daha fazla dikkat ediniz.</p>
<p>Sınav esnasında kendinizi kötü hissettiğinizde birkaç dakika sınavı bırakarak nefes egzersizleri ve kas gevşeme egzersizleri yapınız. Bu sizin tekrardan sınava konsantre olmanızı sağlayacaktır.  Gözlerinizin yorulduğunu ve karmaşık gördüğünüzü hissederseniz bulunduğunuz sınıfın en uzak noktasına gözünüzü kırpmadan 5-10 saniye bakınız daha sonra hafifçe gözleriniz ovuşturup, kaldığınız yerden sınavınıza devam ediniz. Bu egzersiz gözlerinizdeki bu bulanıklaşma sorununu giderecektir.</p>
<p>Sınav esnasında garip sesler ya da hareketler yapıp sizin dikkatinizi dağıtan kişi ya da kişiler varsa o konuya takılıp kalacağınıza gözetmen öğretmenden yardım isteyerek bu kişiyi uyarmasını sağlayınız. Eğer bu olumsuz durum devam ederse yerinizin değiştirilmesini talep edebilirsiniz.</p>
<p>Sınav esnasında ara ara saati kontrol ederek ne kadar süreniz kaldığını kontrol ediniz. Bu sayede sınav sürenizi daha doğru kullanma şansınız olacaktır.</p>
<p>Sınavın son birkaç dakikasında mutlaka sınav kağıdınızı kontrol ediniz. Adınızı, soyadınızı, sınav numaranızı yazıp kodladığınızdan emin olunuz. Rasgele seçeceğiniz sorularla cevap kağıdında kaydırma yapmadan kodlama yapıp yapmadığınızı kontrol ediniz. Eğer kaydırmanız varsa paniklemeden nereden sonra kaydırma yaptığınızı bulmaya çalışınız.</p>
<p>Sınav esnasında kopya çekmek ya da kopya vermek suç sayılmaktadır. Bundan dolayı bu duruma asla teşebbüs etmeyiniz. Bu durum hem sınavınızın geçersiz sayılmasına  hem de hukuki olarak yasalar önünde ceza almanıza sebep olur.</p>
<p>Gözetmenin sınav süresi sona ermiştir uyarısından sonra asla kodlama yapmaya devam etmeyiniz. Bu hakkınızda tutanak tutulmasına ve sınavınızın geçersiz sayılmasına sebep olacak bir diğer konudur.</p>
<p>Unutmayınız ki hiçbir sınav sizden daha değerli değildir. Her insan tektir ve çok değerlidir. Sonuç ne olursa olsun bu sizin değerinizi asla değiştirmeyecektir. Bir sınavdan başarılı olmanız tüm hayatınız boyunca başarılı olacağınız anlamına gelmediği gibi bir sınavdan başarısız olmanız da tüm hayatınız da başarısız olacağınız anlamına gelmemektedir. Her sınavın öyle ya da böyle bir telafisi vardır. Yeter ki siz çalışmaktan vazgeçmeyiniz.</p>
<p>Hedefinizin getirisinin, sarf ettiğiniz emeğin üzerinde olması; sınavınızın ümit ettiğiniz gibi başarılı geçmesi dileklerimle.</p>
<p>Eğitim ve danışmanlık talepleriniz için aysegulark. com web sitem üzerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/eyvah-sinavim-var/">Eyvah Sınavım Var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akademik Başarının Önündeki Engeller</title>
		<link>https://www.aysegulark.com/yazilarim/akademik-basarinin-onundeki-engeller/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[aysegul]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Apr 2022 19:23:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anne Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[Ders çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.aysegulark.com/?p=2315</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akademik Başarının Önündeki Engeller Hepimiz yaptığımız işi en iyi yapmak ve yaptığımız işin karşılığını almak isteriz. Ders çalışırken de harcanılan emeğin karşılığını bulması çok önemlidir. Eğer verimli ders çalışmanın önündeki engelleri bilir, ders çalışırken bu konuları göz önünde bulundurursanız yapacağınız çalışmadan verim almanız daha kolay olacaktır.  Bunun içinde ders çalışırken yapılan hatalar,  zamanı verimli kullanmanın [...]</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/akademik-basarinin-onundeki-engeller/">Akademik Başarının Önündeki Engeller</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Akademik Başarının Önündeki Engeller</strong></p>
<p>Hepimiz yaptığımız işi en iyi yapmak ve yaptığımız işin karşılığını almak isteriz. Ders çalışırken de harcanılan emeğin karşılığını bulması çok önemlidir. Eğer verimli ders çalışmanın önündeki engelleri bilir, ders çalışırken bu konuları göz önünde bulundurursanız yapacağınız çalışmadan verim almanız daha kolay olacaktır.  Bunun içinde ders çalışırken yapılan hatalar,  zamanı verimli kullanmanın önündeki engeller nelerdir? Bunlara göz atalım.</p>
<ul>
<li>Öncelikleri belirleyememek</li>
<li>İlham gelmesini beklemek</li>
<li>Her şeyi aynı anda yapmaya çalışmak</li>
<li>Başkalarının düşüncelerini önemsemek</li>
<li>Ne istediğini bilmemek</li>
<li>Korku</li>
<li>Şikayet etmek</li>
<li>Başladığı işi yarım bırakmak</li>
<li>Herkesi memnun etmeye çalışmak</li>
<li>Kendini kıyaslamak</li>
<li>Aynı hataları sürdürmek</li>
<li>Mükemmeliyetçilik</li>
</ul>
<p>Yapılan bu hataları fark edip saf dışı bırakmak, hedeflerinizi doğru belirlemek, hedef ile arzuyu birbirinden ayırmak önemlidir. Hedef, güncel isteklerimiz arasından ulaşmaya karar verdiklerimizdir. Arzu ise sahip olmayı istediklerimizdir. Burada bir karar söz konusu değildir.  Hedefte bir süre belirlenmişken, arzuda ise sürenin ucu açıktır. Amaç ise tüm hedeflerimizin birleştiği noktadır.</p>
<p>Hedeflerinizi belirlerken öncelikle isteklerinizin kendi gerçek istekleriniz mi olduğunu belirleyin. Çünkü bazen başkalarının isteklerini içselleştirdiğimiz için kendi isteklerimiz olarak niteleyebiliriz.</p>
<p>Belirlediğiniz hedef ya da aldığınız karar kendi değer, ilke ve düşüncelerinizle uyumlu mu? Kendinize karşı ya da başkalarına karşı haksızlık yaratıyor mu? Bunu sorgulayın.</p>
<p>Bu hedefi ya da kararı hayata geçirecek gücünüz var mı?</p>
<p>Sahip olduğumuz özellikler ve çalışma tempomuz bu hedef için yeterli mi?</p>
<p>Kararımız sizi mutlu ediyor mu? Size huzur sağlıyor mu?</p>
<p>Bu noktaları belirlemek, hedefleri hayata geçirme konusunda çok önemli. Aksi takdirde belirlenen bu hedefler hayata geçirilemez ve ütopik hedeflerimiz olarak zihnimizin bir kenarında kalır.</p>
<p>Hedefleri belirlerken hedeflerin olumlu olması, olumlu cümlelerle ifade edilmesi hayata geçirilmesinde önemlidir. Çünkü beynimiz olumlu cümleleri hayata geçirmek üzere kodlayacaktır. Bunun için hedefleri belirlerken “ne yapmak istemediğinizi” değil, “ne yapmak istediğinizi “ ifade edin.</p>
<p>Hedefleriniz akılcı ve gerçekleştirilebilir olmalıdır. Kendi potansiyelinizin üzerinde asla hayata geçiremeyeceğiniz hedefler belirlemeyin. Çünkü bunlar hedef olmaktan çıkar, arzu haline dönüşür. Arzu da istek vardır ama kararlılık yoktur.</p>
<p>Hedefleriniz somut ve ölçülebilir olmalıdır. “Mutlu olmalıyım” ya da “meslek sahibi olmalıyım” gibi cümleler gerçek hedeflerinizi belirlemez.  Ör: Siz ne yaparsanız mutlu olursunuz bunu somut ve ölçülebilir maddeler halinde belirleyin. Ya da meslek sahibi olmam gerek yerine hangi mesleği seçmek istediğinizi kendi potansiyel ve koşullarınızı da göz önünde bulundurarak mesleğin ismini belirterek ifade edin. Yoksa buda hedef olmaktan çıkıp hayal olarak kalmasın.</p>
<p>Hedefleriniz hem kendiniz için hem de çevreniz için faydalı olmalı.</p>
<p>Hedefleriniz hemen harekete geçebileceğiniz nitelikte olmalıdır. Potansiyelinizin çok üzerinde hedefler belirlemek ya bu hedeflerin hiç gerçekleşmemesine sebep olur ya da bu hedeflere ulaşmak için kendinizi çok fazla yıpratmanıza sebebiyet verir. Onun için hedeflerin ulaşılabilir olması çok önemlidir.</p>
<p>Hedeflerinizi küçük parçalara ayırmak ve her birini ulaşmak istediğiniz hedefe giden yolda bir basamak olarak belirlemek, her biri gerçekleştiğinde hem sizi motive edecek hem de nereden nasıl başlayacağınızı belirmeniz açısından mühimdir.</p>
<p>Unutmamalısınız ki hedefler size uzun vadede size vizyon, kısa vade de ise motivasyon sağlar.</p>
<p>Soru ve danışmanlık talepleriniz için aysegulark.com web sitemden bana ulaşabilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/akademik-basarinin-onundeki-engeller/">Akademik Başarının Önündeki Engeller</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Verimli Ders Çalışma Stratejileri</title>
		<link>https://www.aysegulark.com/yazilarim/ogrenci/verimli-ders-calisma-stratejileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[aysegul]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Mar 2022 21:10:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anne Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[Ders çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.aysegulark.com/?p=2311</guid>

					<description><![CDATA[<p>Verimli Ders Çalışma Stratejileri Öğrencilerin en çok yakındıkları konulardan biri de “masa başında uzun saatler geçirmeme rağmen yapmam gereken ödevleri bitiremiyorumdur.” Çoğunlukla bunun sebebi öğrencinin verimli ders çalışmayı bilmiyor olmasıdır. Öncelikle öğrencinin ders çalışmaya başlamadan önce telefonunu mutlaka sessize alması ve gözünün görebileceği alandan uzak tutması çok önemlidir. Çünkü telefon en büyük zaman hırsızıdır.   Telefonun [...]</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/ogrenci/verimli-ders-calisma-stratejileri/">Verimli Ders Çalışma Stratejileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Verimli Ders Çalışma Stratejileri</strong></p>
<p>Öğrencilerin en çok yakındıkları konulardan biri de “masa başında uzun saatler geçirmeme rağmen yapmam gereken ödevleri bitiremiyorumdur.” Çoğunlukla bunun sebebi öğrencinin verimli ders çalışmayı bilmiyor olmasıdır.</p>
<p>Öncelikle öğrencinin ders çalışmaya başlamadan önce telefonunu mutlaka sessize alması ve gözünün görebileceği alandan uzak tutması çok önemlidir. Çünkü telefon en büyük zaman hırsızıdır.   Telefonun erişilebilir bir mesafede olması öğrencinin her sıkıldığında ya da zorlandığında elinin telefona uzanmasına sebep olacaktır.</p>
<p>Çalışmanın sakin ve dikkat dağıtıcılardan arınmış bir ortamda yapılması yine verimi olumlu yönde etkileyecektir. Çalışma masasının üzerinde mümkün olduğunca çalışılacak konu hariç başka malzemelerin bulunmaması, masanın sade ve düzenli olması çalışma ortamını pozitif yönde etkilemektedir.</p>
<p>Çalışmaya başlamadan önce faydalanılacak kaynakların masada yerini alması, arada kaynak aramak için masadan kalkmanın önüne geçeceği için ders çalışmanın bölünmesinin ve dikkatin dağılmasının önüne geçecektir.</p>
<p>Ders çalışmadan önce mutlaka bir plan yapılması, o gün yapılması gerekenlerin listelenmesi önemlidir. Önceden nelerin çalışılacağının belirlenmiş olması günlük çalışma planının yapılmasına fırsat verir. Bu sayede ne kadar süre hangi derse zaman ayrılacağı, ne kadar çalışmadan sonra ne kadar ara verileceğinin belirlenmesi yine sık sık ara vermenin ve verimsiz çalışmanın önüne geçecektir.</p>
<p>Ders alışmaya başlandığında fazla dikkat ve yaratıcılık gerektiren konulara öncelik vermek işlerin daha kolay yolunda gitmesine sebep olacaktır. Çünkü yorulduktan sonra dikkati toplamak veya yaratıcılık gerektiren işleri yapmak zorlayıcı olacaktır.</p>
<p>Uzun süre aynı konu üzerinde çalışmak yine ders çalışmada verimi düşüren konulardan biridir. Bunun için belli bir süre dikkat gerektiren bir konuda çalıştıktan sonra farklı bir konuda çalışmaya devam etmek verimin düşmeden daha uzun süre çalışılmasına fırsat verecektir.</p>
<p>Çalışmaya oturmadan önce rahat kıyafetler giymek, çok ağır yiyecekler yememek ya da aç olarak çalışma masasına oturmamakta ders çalışmada verimi olumlu yönde etkilemektedir.</p>
<p>Düzenli uyku alışkanlığının olması, günlük uyku süresinden ne az nede fazla olması dikkatin toplanması üzerinde önemlidir.</p>
<p>Ders çalışırken kişiyi olumsuz olarak etkileyen düşüncelerin zihninde olması motivasyonunu olumsuz yönde etkileyecektir. Bunun için kişinin zihnine olumsuz düşünceler geldiğinde bunları durdurmaya çalışmak yerine yaptığı işi yapmayı sürdürmek en doğrusu olacaktır. Çünkü zihnimizden geçen düşünceleri durdurma şansımız yoktur. Ancak bu düşüncelere rağmen çalışmaya ara vermemek bizim elimizde olan bir durumdur. Aynı zamanda bu uygulama, yaptıkça profesyonelleşeceğimiz ve daha kolay hayata geçirebileceğimiz bir çalışmadır.</p>
<p>Özellikle sınavlara çalışırken yapılan en büyük hatalardan biri konuyu tam öğrenmeden soru çözmeye başlamaktır. Bu hem zaman kaybı hem de yapamadığınızı göreceğiniz için motivasyon kaybına sebep olacaktır. Onun için önce konuyu çok iyi öğrenmek, mantığını kavramak sonra soru çözümüne geçmek doğru bir stratejidir.</p>
<p>Öğrenme stilinize uygun ders çalışmak, öğrenmenizi kolaylaştıracak ve öğrenme hızınızı arttıracaktır. Bundan dolayı öğrenme stilinizi biliyor olmanız size önemli bir katkı sağlayacaktır.</p>
<p>Ders çalışırken aynı anda birden fazla iş yapmaya odaklanmayın. Birden fazla işle ilgilenmek verimi düşüren önemli bir hırsızdır.</p>
<p>Bazı kişiler ders çalışırken müzik dinlemeyi tercih edebilirler ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli konu tercih edilecek müziklerin sözsüz olması sadece enstrümantal müzik olmasıdır. Aksi takdirde beyniniz duyacağı sözleri de anlamak için ekstra bir çaba sarf edecek buda sizin çalışma ve anlama hızınızı düşürecektir.</p>
<p>Zaman zaman hepimiz uzun süre bir konuya dikkatimizi verdiğimizde gözlerimiz yorulur ve görme kusurlarımız oluşmaya başlar. İşte o anlarda başınızı dersten kaldırıp odanın en uzak noktasına bir, iki dakika sabit olarak bakmak ve bir iki nefes egzersizi yaparak tekrar çalışmaya başlamak bu sorunun önüne geçecektir.</p>
<p>Spor yapmak, zaman zaman çalışmaya ara verip açık havada “anda kalarak” yani beş duyunuzu da işin içerisine katarak yapacağınız yürüyüş sanılanın aksine bir zaman kaybı değil, sizin motivasyonunuzu olumlu yönde etkileyen önemli bir faktördür. Tabi burada spora ya da yürüyüşe ayıracağınız süresinin çok uzun olmaması da dikkat edilmesi gereken bir unsur.</p>
<p>Yapacağınız çalışmalarda belki de en önemli nokta kendinize olan inancınız, başarma isteğiniz ve azminizdir. Eğer azimli ve kararlıysanız, kendinizle ilgili düşünceleriniz olumlu ise ve yapmanız gerekenleri planlı bir şekilde hayata geçirme konusunda istikrarlı iseniz bilesiniz ki başarı sizinle olacaktır.</p>
<p>Soru ve danışmanlık talepleriniz için https://www.aysegulark.com/ web sitemden bana ulaşabilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/ogrenci/verimli-ders-calisma-stratejileri/">Verimli Ders Çalışma Stratejileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sınav Kaygısına Ne Sebep Olur</title>
		<link>https://www.aysegulark.com/yazilarim/ogrenci/sinav-kaygisina-neler-sebep-olur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[aysegul]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Mar 2022 18:32:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anne Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Okul]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[sınav kaygısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.aysegulark.com/?p=2300</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sınav Kaygısına Ne Sebep Olur Çocuklarımızın yoğun bir şekilde sınavlara hazırlandığı şu günlerde onların en fazla yakındıkları konulardan biri de sınav kaygısıdır. O kadar çok ” çok çalıştım ama sınav esnasında her şey aklımdan uçtu” ya da “ sınavda o kadar çok ellerim titredi ki kalemi bile zor tutum” şeklindeki söylemlere rastlarız ki. Çünkü biz [...]</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/ogrenci/sinav-kaygisina-neler-sebep-olur/">Sınav Kaygısına Ne Sebep Olur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sınav Kaygısına Ne Sebep Olur</strong></p>
<p>Çocuklarımızın yoğun bir şekilde sınavlara hazırlandığı şu günlerde onların en fazla yakındıkları konulardan biri de sınav kaygısıdır. O kadar çok ” çok çalıştım ama sınav esnasında her şey aklımdan uçtu” ya da “ sınavda o kadar çok ellerim titredi ki kalemi bile zor tutum” şeklindeki söylemlere rastlarız ki. Çünkü biz doğduğumuz günden beri yaşamız içerisinde ya bizzat kendimiz yaşayarak ya da çevremizi gözlemleyerek pek çok şey öğreniriz. Bu öğrenmelere bağlı olarak da duygu, düşünce ve davranışlarımız şekillenir.</p>
<p>İşte bu öğrenmeler esnasında bazen de yanlışları doğru kabul eder ve sorgulamadan öyle olduğuna inanırız. Çünkü bu düşünceler bize tanıdıktır ve insanoğlu olarak tanıdık gelen düşünceleri tercih etme eğilimindeyizdir.   İşte yaptığımız bu bilişsel çarpıtmalar çoğu zaman bizi olumsuz etkiler hatta kimi zaman işlevselliğimizi bozar ve bize zor anlar yaşatır.</p>
<p>Bazen yaptığımız bir hatayı ya da yaşadığımız bir olumsuzluğu genelleriz. Sanki her şeyi yanlış yapıyor ya da bundan sonra her şey kötü olacakmış gibi olumsuz olarak yorumlarız.</p>
<p>Bazen de yaptığımız bir hatadan kendimizi sorumlu tutar ve kendimizi olumsuz olarak niteleyerek etiketleriz. Bir hata yaptığımızda ya da kötü bir not aldığımızda kendimizi “başarısız, beceriksiz ya da aptal” olarak etiketleriz.</p>
<p>Kimi zaman da başarılarımızı, yaptığımız güzel işleri görmezden gelir, onları küçümseriz. Genellikle başardıklarımıza değil de başaramadıklarımıza odaklanırız.</p>
<p>Zaman zaman da bir olumsuzluğu dünyanın sonu gibi yorumlarız. Aldığımız düşük bir notu ya da başarısız olduğumuz bir konuyu bir daha hiç başarılı olamayacağımız, hayatımızın bundan sonra perişan olacağı gibi felaketleştiririz.</p>
<p>Çoğunlukla olaylara ya hep, ya hiç diye bakarız. Sanki ortası yokmuş gibi. Ya sınavdan 10 alacağız ya da daha düşük bir not alırsak asla başarılı değilmişiz gibi algılarız kendimizi.</p>
<p>Kimi zaman bir sınava girmeden ya da bir işe başlamadan sonucunu kestiririz. Adeta fal bakarız. Sonucun olumsuz olacağını ya da başarısız olacağımızı düşünürüz bütün motivasyonumuz yerini kaygıya bırakır.</p>
<p>Bazen karşımızdaki kişinin zihnini okumaya çalışırız. Bizim hakkımızda neler düşündüğünü belirlemeye gayret ederiz ama nedense bunu hep “benim hakkımda olumsuz şeyler düşünecek” mantığı ile yaparız ve böyle çıkarımlarda bulunuruz.</p>
<p>Olumlu şeyleri yok sayar, olumsuza odaklanırız. Olayları kişiselleştirir, kendimizle hiç ilgisi olmayan konuları kendimize mal eder sonra da bundan mutsuz oluruz. Halbuki konunun bizle hiç ilgisi yoktur.</p>
<p>Belki de hayatımızı en çok zora soktuğumuzda “–meli, -malı” ifadeleriyle kendimizi zorunlu hissettiğimiz olaylardır.  Nasıl davranmamız gerektiği konusunda ki sabit fikirlerimizin olmasıdır.</p>
<p>Dar bakış açısına sahip olmamız ve her şeyin her zaman olumsuz yönünü görmemizde yapmış olduğumuz bilişsel çarpıtmalarımızdan en önemlilerindendir.</p>
<p>İşte bunlara bağlı olarak da çoğunlukla kaygımız yükselir bildiklerimizi bile unuturuz. Bazen de başarısız olacağımızdan korktuğumuz için yapmamız gerekenleri yapmak istemez kaçma ve kaçınma davranışları sergileriz.</p>
<p>Ancak bilmemiz gereken tüm bunların bir bilişsel çarpıtma olduğu ve beynimizin bizi yanılttığıdır. Burada sağlıklı düşünce yapısı oluşturmamız, başladığımız işi yarım bırakmadan istikrarlı bir şekilde sürdürmemiz, başaracağımıza inanmamız, kendimizi hiç kimse ile kıyaslamamız sınavlara hazırlandığınız şu yoğun günlerde yapacağımız en doğru strateji olacaktır.</p>
<p>Sınavlar hayatımızda çok önemli yer tutmasına rağmen şunu bilmelisiniz ki asla hayat başarımızı belirlemez. Hayat başarımızı belirleyen sistemli çalışmak, sorumluluk sahibi olmak, dürüst ve ilkeli olmak gibi  özelliklerimizdir.</p>
<p>Emeklerinizin karşılığını alacağınız, başarılı çalışmalar yapmanız dileğiyle.</p>
<p>Sorularınız ve danışmanlık talepleriniz için <a href="mailto:aysegulark1@gmail.com">aysegulark1@gmail.com</a> web adresimden bana ulaşabilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.aysegulark.com/yazilarim/ogrenci/sinav-kaygisina-neler-sebep-olur/">Sınav Kaygısına Ne Sebep Olur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.aysegulark.com">Ayşeg&uuml;l Ark</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
